BALIK ÇİFTLİKLERİ RAPORU

Balık çiftliklerinin üzerinde yaşadığımız coğrafyanın güzelliklerini yok etmeden uluslararası standartlarda konumlandırılması gerektiğini düşünmekteyiz.

Balık çiftliklerinin yeni yerleşim yerlerine dönük planlamalar ve bunun turizme ve çevreye etkileriyle ilgili görüşlerimiz de aşağıda detayları ile sıralanmıştır :

Sürdürülebilirlik;

Her şeyden önce turizm yatırımcıları olarak bizler , su ürünleri yetiştiriciliğine karşı olmadığımızı , turizmle, çevreyle, sahillerimizden yararlanan tüm insanlarla birlikte sürdürülebilir bir model arayışı içinde olduğumuzu sizinle paylaşmak isteriz.Bütün gelişmiş ülkeler, "Sürdürülebilirlik" üzerinde yoğunlaşırken, Su ürünleri yetiştiriciliği / akuakültür sektörünü de bu temelde reorganize ederken Türkiye'nin de vakit kaybetmeksizin bu doğrultuya girmesinde sonsuz yarar görüyoruz.

Dünyada sürdürülebilirliğe dair ortaya çıkan önemli örnekleri sizlerle paylaşmak isteriz. Örneğin İngiltere'deki Exeter Üniversitesi ve Greenpeace Araştırma Laboratuvarı'ndan Michelle Allsopp, Paul Johnston ve David Santillo tarafından gerçekleştirilen yakın tarihli (Mart 2008) bir araştırma "sürdürülebilir su ürünleri yetiştiriciliği" konusuna odaklanıyor. Özellikle kafeslerden kaçan balıklarla, bırakılan atıklarla, kullanılan yem, balık yağı ve ilaçlarla, hastalıkların yayılmasıyla ilgili sürdürülebilirlik açısından riskli noktalara işaret edildikten sonra, her şeye rağmen sürdürülebilir yetiştiriciliğin mümkün olduğu vurgulanarak çiftliklerin atıklarının başka sektörler için gıda olarak kullanılabileceği yeni, modern ve sürdürülebilir üç model önerilmektedir:

1. Integrated multi-trophic aquaculture systems (IMTA) (Çiftlik balıklarının atıklarıyla deniz yosunlarının yetişmesine katkı sunan entegre bir sistem geliştirilmekte, bunun örneğine İsrail'de rastlıyoruz).

2. Aquaponics systems (Çiftlik balıklarının atıklarının sebze ve çiçek yetiştiriciliğine entegre edildiği sistemler geliştirilmekte. Hollanda'da "Happy Shrimp" adlı bir şirket bunu uygulamakta.

3. Integrated rice–fish culture – Yine atıkların bu kez pirinç yetiştirmede değerlendirilebildiği entegre bir sistem.

Ancak en son açıklanan İlave Plan'ın sürdürülebilirliğe uygun olmadığı görüşündeyiz. Bodrum'un kuzeyinde, Mandalya körfezi boyunca yer alan sahillerimizde, turizmi çelen, çevresel sürdürülebilirliğe aykırı bir durum oluşmaması gerektiği kanaatindeyiz. Konuya ayrıca uluslararası uygulamalar, turizmin önemi, çevresel ve sağlığa dönük etkileri açısından kısaca yaklaşmak istiyoruz.

Avrupa Birliği'yle, komşumuz Yunanistan'la, dünyayla kıyasladığımızda önemli boşluklar olduğunu görüyoruz;

Sayın Çevre Bakanımız; 12.10.2005 tarihli bir röportajında bizzat şunları ifade etmiştir: "Eski ya da yeni olsun, AB'nin balık çiftlikleri ile ilgili standartlarına baktığımızda bizdeki gibi hemen kıyıya demirlemiş balık çiftliği yok. Ben 15 gün önce İsrail'deydim, oradaki balık çiftlikleri 10 km.açıkta."

Kıyıya mesafeyle birlikte, kafesler arası mesafe, denetim ve ÇED'le ilgili boşluklar olduğu düşüncesindeyiz. Örneğin, Türkiye'de su denetimi bizzat işletmenin kendisine bırakılmış durumdadır. Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde, Avrupa Birliği'nde ve komşumuz Yunanistan'da ise kamu denetimi vardır. Örneğin, Tarım Bakanlığı Su Ürünleri Yetiştiricilik kanununda 2004 yılında yürürlüğe giren değişikliğe göre, kafesler arası mesafenin 1 km olmak zorunda olduğu, aksi takdirde oksijensizlik ve parazitlenme görülebileceği belirtilmektedir. Oysa Güllük'te geçtiğimiz Ocak ayında yaşanan ölümlerden sonra buradaki çiftliklerinin kafeslerde 1 kilometre mesafe kuralına uymadıkları gözlemlenmiştir.

Tüm bu denetimlerin en baştan ÇED raporuyla belirlenmesine dönük önemli bir boşluk vardır. Zira Türkiye'de 1000 tonun altında kapasite sahibi olan ya da kapasitesini bu şekilde gösteren şirketlerden ÇED raporu istenmemektedir. Mevcut balık çiftliklerinin büyük bölümünün kapasiteleri de 1000 tonun altında açıklanmakta ve genellikle 980 ton gibi sınır değerler gösterilmektedir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde, Avrupa Birliği'nde ve komşumuz Yunanistan'da kapasiteden bağımsız olarak ÇED alma zorunluluğu vardır.

AB Komisyonu'nun Türkiye 2006 İlerleme Raporu'nda Balıkçılık'la ilgili bölümü de "Türkiye, mevzuatını balıkçılık konusundaki topluluk müktesebatına uyumlaştırmada önemli bir gelişme kaydetmemiştir. Kontrol sistemleri zayıf olmaya devam etmektedir" diye başlamakta "Türkiye balıkçılık alanında bir gelişme kaydetmemiştir. Topluluk müktesebatına kıyasla mevzuatında önemli eksikler bulunmaktadır ve idari yapıları Ortak Balıkçılık Politikasının gelecekte uygulanabilmesi için henüz yeterli değildir" diye sona ermektedir.

Çiftliklerin, denizde yol açtıkları kirlilik etkilerine dair araştırmalar ve sürdürülebilirlik konusunda endişelerimiz;

Balık çiftliklerinin çevreye etkilerini ortaya koyan çok sayıda araştırma mevcut. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırma sonucunda hazırlanan Haziran-2006 tarihli raporda, balık çiftlikleri civarında; "Deniz suyundaki fosfat, nitrat, amonyum ve azot değerlerinin kirletilmemiş deniz suyundaki değerlerin çok üzerine çıktığı, klorofil değerleri ve askıda katı madde miktarı kirletilmemiş deniz suyundaki değerlerden farklı olduğu ve ayrıca sediment örneklerinde organik kirliliğin göstergesi olarak da, organik maddeler bulunduğu" tespit edilmiştir.

Ayrıca çok sayıda uluslararası kaynakta da, çiftliklerin sağlığa ve çevre kirliliğine dönük etkileri açıklanmaktadır. Sadece üç bilimsel makaleden örnek verecek olursak (Bunlar, Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü öğretim görevlisi Sayın Seher Dirican'ın Doktora tezinde belirttiği kaynaklardır):

"Wu (1994) ; Akuakültür sistemine yem girdisi olarak verilen yemlerdeki karbonun % 23'ü, azotun % 21'i ve fosforun % 53'ünün dip sedimentlerde biriktiğini, bunun sonucunda ortaya çıkan çevresel etkinin özellikle balık çiftliğinin bir kilometresine kadar olan mesafelerde olduğunu, en önemli çevresel etkinin ise denizin dibinde olduğunu, oksijen ihtiyacı, toksik gazların oluşumu ve balık çeşitliliğinde bir azalma meydana geldiğini" belirtmiştir.

"Tsutsumi et al.(1991) ; Lu and Wu (1998); Balık yetiştiriciliğinde verilen besinlerin % 90' ından fazlasının atık besin maddeleri ve balık dışkıları şeklinde suya geçtiğini, daha sonra da sedimentte birikerek olumsuz etkiler gösterdiğini, bu olumsuz etkilerin kendini kültür ortamında, dipteki suyun oksijen bakımından zayıflaması, sedimentteki total sülfid miktarının artışı, geçici fauna bozulmaları, bentik faunada dikkati çekecek değişimler ve bentik komünitelerin biomasında önemli miktarlarda azalmalar şeklinde kendini gösterdiğini" belirtmiştir.

"Barg (1992) ve Okumuş (1997) ; Deniz kafeslerinde yoğun balık yetiştiriciliğinin işletmenin büyüklüğüne, ortam ve su özellikleri gibi faktörlere bağlı olarak yakın çevresindeki su kolonu ve bentik kesimde organik materyalce zenginleşmeye, su kalitesi ve özellikle de bentik canlı komünitesinde değişikliklere neden olacağını" ifade etmiştir.

Türkiye'de yapılan deniz suyu incelemeleri de kirlilik faktörlerini doğrulamaktadır. Konuyla ilgili en kapsamlı araştırma İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Bayram Öztürk ve 11 öğretim görevlisinin Çeşme'den İskenderun'a balık çiftliklerinin ve turistik tesislerin bulunduğu 100'ü aşkın istasyondan aldıkları su numunelerine dayanarak yaptıkları araştırma olup, "Muğla İlinde Su Ürünleri Yetiştiriciliği Açısından Hassas Alanlar ile Yeni Yetiştiricilik Alanlarının Belirlenerek Kirlenme Parametrelerinin İzlenmesi Projesi" adı altında 2006 Aralık ayında hazırladıkları raporda tüm verileri ortaya koymaktadır.

Araştırma Çeşme-İskenderun arasından balık çiftlikleri çevresinden alınan yüzey suyu örneklerinde toplam Koliform, Fekal Koliform ve Fekal Streptokok düzeyleri ile fosfat, nitrit ve nitrat değerlerini ortaya koymakta ve "Balık çiftlikleri ve çevresinde ulusal değerlere uygun olmayan alanların dağılımı % 57.1" olarak bulunmaktadır.

Kanaatimizce bulgular Türkiye'de balık çiftliklerinin yarısından çoğu (% 57.1'i) ulusal değerlere uygun olmayacak şekilde kirlilik üretiyor demektedir.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP'in, 2004 yılında yayınladığı raporda da "Akdeniz Aksiyon Planı"nda 2000 yılı itibariyle, yetiştirme çiftliklerinden Akdeniz'e salınan toplam Nitrojen, Fosfor ve Karbon miktarına dair veriler sunulmakta, Türkiye'nin toplam nitrojen, fosfor ve karbonuun yüzde 20.6'sını salıyor olması dikkat çekici bir tablo oluşturmaktadır.

Yakın zaman önce yaşanan balık ölümleri neyin işareti?

Geçtiğimiz Ocak ve Şubat aylarında Güllük bölgesinde 3 milyona yakın çiftlik çuprasının ölümüyle ilgili olarak "parazit, oksijen yetersizliği, nehir taşması, soğuk su şoku, yağmur suyunun etkisi" gibi birbiriyle çelişkili açıklamalar yapılmıştır.

Geçtiğimiz Nisan ayında bu kez dünyanın bir başka köşesinden, Şili'den çiftlik somonlarının ölümüyle ilgili açıklamalar yapılmıştır. New York Times'ta da yer alan habere göre ise, giderek yayılan bir veba virüsü, Şili'nin güney sahillerindeki balık çiftliklerinde yetişen milyonlarca somonu öldürdü. Bulaşıcı somon anemisi ya da ISA olarak bilinen virüsün, somonların su altında kalabalık kafeslerde yetiştirilmesinden ve temiz suları kirletmesinden dolayı ortaya çıktığı belirtmiştir.

Çiftliklerin turizmin konumunu zedeleyebilecek yönleri;

Turizm sektörü raporumuzun giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi Türk ekonomisinin stratejik öneme sahip, ekonomiye çok büyük bir katma değer ve döviz sağlayan, ülkemizin yurtdışındaki imajının oluşumunda önemli rol oynayan bir endüstridir.

Bilindiği üzere, Kültür balıkçılığının ekonomik büyüklüğü Türkiye'nin gayri safi milli hasılası içinde binde 1 düzeyindedir. Turizm sektörünün ekonomi içindeki payı ise yüzde 5 düzeyindedir.

Türkiye'deki 311 balık çiftliğinin yerleşim yerlerinin illerimize göre yüzde dağılımına bakıldığında çok büyük bir bölümünün turizm bölgelerinde olduğu görülmektedir:

Muğla % 51
İzmir % 30
Aydın % 6
Diğer % 13


Çiftliklerin Sağlığımıza Olası Etkileri – Somon Örneği

Somon çiftlikleriyle ilgili olarak sağlık yönünden etkilerini ortaya koyan bir araştırma çarpıcı sonuçlara işaret etmektedir. Dr. Roderick D. O'Sullivan tarafından "The Salmon Farm Monitor"da yayımlanan "Farmed Salmon – A Dream Turned Nightmare" başlıklı makalede somon örneğinden yola çıkarak bazı bulguları belirtecek olursak;

Antibiyotikler ve diğer tehlikeli maddeler:

Antibiyotikler, balık hastalıklarının tedavisinde giderek artan miktarda kullanılıyor, bunun bir bölümü bilim için yeni bir durum. Zira, somon çiftçiliğinde kullanılan antibiyotikler doktorların ameliyatlarında kullandıklarıyla aynı; çiftlik somonlarında bulunan penisilinlerin, tetracyline'lerin, sülfonamid'lerin yenmesi, nüfusun tamamında alerjik reaksiyonlara ve antibiyotiklere karşı bir dirence yol açabilir. Furunculosis gibi kimi somon hastalıkları üç ayrı tipte antibiyotiğe karşı dirençli olabilir. Veterinerlik Denetleme Kurumu, çiftlik somonlarında düzenli bir biçimde antibiyotik kalıntıları, tortuları bulmaktadır.

Çiftlik somonları, doğal somonlarla kıyaslandığında, tümöre yol açan PCB (Poly-Chlorinated Biphenyls) ve Dioxin'leri çok daha yüksek oranlarda barındırmaktadırlar. Bu bileşenlerin minimal bir düzeyde alınması bile, çocukların zihinsel gelişimlerinde tamiri mümkün olmayan hasarlara yol açabilmektedir. Gıda Standartları Ajansı (FSA) haftada bir porsiyondan fazla çiftlik somonu yemenin, bu toksinler için Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen maksimum alım miktarını aşabileceği uyarısı yapmaktadır.

Bodrum yarımadasında 33 mavi bayraklı koy ve 5 marina bulunmaktadır. Mavi Bayrak programında Dünya üçüncüsü konumuna gelmişken kirlilik parametresi nedeniyle mavi bayraklarımızı yitirebilecek olmamız Türkiye turizmi açısından çok ciddi bir sorundur.

Balık çiftlikleri ayrıca marina ve yat turizmini de olumsuz etkilemektedir.
Türkiye'nin uluslararası standarttaki marinalarında toplam yat bağlama kapasitesi 8 bin civarındadır. Bu rakam Yunanistan'da 30 bin, tüm Akdeniz çanağında ise 300 bindir. Akdeniz'de dolaşan yat sayısı 700 bin olarak tahmin edilmektedir. Gerek yat sayısı, gerekse marina kapasitesi olarak Türkiye turizmi son derece yetersiz durumdadır. Balık çiftliklerinin negatif etkisinden arındırılmış olarak Türkiye turizmi çok daha fazla sayıda marinaya sahip olmalıdır.