Yakakent Balıkçıları
Eklenti 6522

Sahil'e kadar gelip, denize öylece bakar dururuz. Kayıklara, yüzen çocuklara, balıkçılara, geçen martılara... Oysa yorgunluklarımızı, streslerimizi bırakıp biraz olsun dinlemeye, belki gitmek için yanıp tutuşmaya, belki de gerçekten gitmeye gelmişizdir.
Ama gitmek, balıkçı olmak zordur. Bilinmeze yolculuk yürek ister...
Kimimiz mıhlanıp kalır gitmekle geri dönmek arasında, kimimiz daha gün doğmadan çıkar yolculuğuna...

“Heeeey!

Ne duruyorsun be at kendini denize
Geride bekleyenin varmış, aldırma
Görmüyor musun her yanında hürriyet!
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol,
Git gidebildiğin yere…”
Orhan Veli


Eklenti 6523

Fotoğraf: Yakakent Balıkçı Barınağı ve Martılar


Yakakent Balıkçıları

Sahil’e kadar gelip, denize öylece bakar dururuz. Kayıklara, yüzen çocuklara, balıkçılara, geçen uçuşan martılara… Oysa yorgunluklarımızı, streslerimizi bırakıp biraz olsun dinlemeye, belki gitmek için yanıp tutuşmaya, belki de gerçekten gitmeye gelmişizdir.
Ama gitmek, balıkçı olmak zordur. Bilinmeze yolculuk yürek ister…
Kimimiz mıhlanıp kalır gitmekle geri dönmek arasında, kimimiz daha gün doğmadan çıkar yolculuğuna...







Ama hepimizin gide gide sonunda geldiği yer balıkçıların barınakları olur. Yeniden gitmeler, yeniden dönmeler yaşatan o büyülü fanustur burası. Yakakent’in kaderi derdi yoktur bu barınakta. Varsa da balıkçılar belli etmez, hissettirmezler insana. Hep bir sukunet içinde, ne olacağını önceden bilen dervişler gibi ağlarını örerler. Hazırlıklarını tamamlayınca da “Vira bismillah” Kimisi sahilde tek bir oltasıyla tutar balığını, kimisi küçük sandalıyla açılır, kimisi ise büyük teknelerle… “Rastgele” onların ön ismidir. Bugün iyi gitmezse işleri kısmette varsa yarın olur, yarın olmazsa öbür gün… Ama mutlaka olur. Ümit hiçbir zaman kesilmez. Ne zaman sahile insem Balıkçı Haşim kaptanı iyi ki tanımışım derim. İyi ki tanıştırmış beni Karadeniz. Yoksa nasıl inanırdım ki onun başına gelenlere. Varsa yoksa Yakakent’te yaşayan ailesi bir de ekmeğini kazandığı Yakakent balıkçı barınağı. Balıkçı barınağı kimi zaman hüzünlü, ama yine de eğlencesi bol bir memleket burası. Yakakent’in içinde olup da tüm karmaşasından uzak olmak… Havanın müsaade ettiği her sabah gitmek, ister kürek, ister dümen, ister balık, ister su”…


Barınağın kilometre taşı balıkçılar

Boşuna değil pek çok şaire yazara, çizere, aşıklara, genç çiftlere ve yaşlılara ilham kaynağı olmuştur. Yakakent balıkçı barınağındaki balıkçılar, irili ufaklı tekneler, balık ağları, balık lokantaları ve gökyüzünde süzülen martılar…
Kimisi tutkuyla bağlı oluğu balıkçılara olan hevesini öykülerini kaleme alır, kimisi şiirlerinde en yalın anlatımlarını kullanarak onların öz yaşamına, kadere olan bağlılıklarını dile getirmiştir. Bazıları da denize olan sevgisini, onlardan biri gibi olabilme özlemini ancak şiirlerinde anlatabilmiştir.

Tarihte de yeri var

Balıkçıların sadece şairlerin, yazarların, çizerlerin aşıkların dünyasında değil Yakakent tarihinde de ayrı bir önemi var. Mavi denizi ve yeşil çam ormanları bu güzel kenttin simgedir. Samsun’un tarihinde deniz kenarındaki tek balıkçı köyü, beldesi ve ilçesi olarak yer almıştır. Bu özelliklerinden dolayı 1963 yılında Japonya’nın Wakayama İline bağlı Kuşhimoto ilçesi Kaşhino iki balıkçı köyü kardeş ilan edilmiştir.

Deniz kenarında kurulu bu güzel kentte balıkçılık; gerek tüketim, gerek avlanma ve ticaret olsun her daim önemli bir yere sahip. Eski yıllarda Uzun Osman’ın Hasan İnan, Hüseyin İnan, İkiz Osman Şahin, Sefer Kaptan, Celal Şen, Çerkez’in Ferhat Batı, Enver Kılınç, Kara Cemil Çakır, Hasan Batı, Gerze Köşk Burnu ile Kızılırmak arasında o tarihte kancabaş kürekli tekneleri ve iplik ağları ile açık denizde Kalkan ve Mersin balığı, Kalkan balığını avlayıp Samsun balık haline gönderdiklerini Mersin balığının siyah havyarını kendi elleri ile işlediklerini biliyoruz. Hamsi ve barbunya balığını Barabat ağı (Manyat) ile deniz kıyısına döktüklerini hatırlıyorum. Palamut, Torik, Uskumru ve İstavrit gibi göç balıkların avlanmasında, tüketilmesinde ayrıcılığa sahip bir eskiçağ kentiydi. Palamut ve Torik balığı yurdu olarak ün yapan kentin salamura balığı, lakerta her yerde tavsiye ediliyordu. Hatta yunus balığı avının en yoğun yapıldığı yer olmasından dolayı balık yağı ihracatı yapılıyordu. Balıkçılarımız yunuslar arasında geçen karşılıklı sevgi dolu öyküleri anlatırdı.


Fok balıklarının Çıra burun ile Gürzüvet bölgesindeki kayaların arasında barındıklarını tarih kitapları yazar. Şimdi 70 yaş üzerinde olan tüm Yakakentli balıkçıların görüp bildiği foklar, kayalıkların 50-60 metre önünde birdenbire su yüzeyinde belirirler. Tedirgin, kuşkulu, son derece yavaş hareketlerle yüzerek hiç dalmadan yaklaşır,(Akdeniz Fok’u) bu kumsalda dinlenir, çiftleşir, doğururlardı. Kayalıklar arasında bulunan mağaralara Akdeniz Fokları belgesellerde gördüğümüz çeşitli foklardan daha küçük, ama kocaman güzel kara gözlü, beyaz seyrek bıyıklarıyla daha sevimli yaratıklar olduğu anlatılırdı.


Değişmeyen gelenek: olta balıkçılığı

Asırlar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiler sonuncunda Yakakent balıkçıları, balıkların türleri, davranışları ve göçleri hakkında bilgi birikimine kavuşuyor ve çeşitli balık avlama yöntemleri geliştiriyorlar.
Yıllar boyunca denizlerde deneyim kazanılarak geliştirilen balık avlama teknikleri Yakakent’te olta ve ağ olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bugün yapılan ağ balıkçılığı yüzyıl öncesine nazaran oldukça farklı. 1915 yılında gırgırın daha sonra da trolün Türkiye’ye gelmesi ve motorlu taşıtların balıkçılığa uygulanmaya başlanmasıyla birlikte geleneksel yöntemler bir bir terk ediliyor.
20. yüzyılın ilk yarısına kadar Yakakent’te yaygın olarak kullanılan dalyan, molozma, Difana, voli ağı, sürtme ağı, ığrıp, manyat balıkçılığı çökertme ağı ve alamana gibi balık tutma yöntemleri günümüzde hemen hemen tamamen ortadan kalkıyor. 20. yüzyılın ikinci yarısında ise balıkçılık bir endüstri haline geliyor ve 1980’lerin sonuna doğru devlet teşviği ile tutulan balık miktarı ve kazançlarda artış gözleniyor. Fakat başlarda çekici ve kazançlı gelen motorlu deniz taşıtları (Trol, Gırgır) ile yapılan avlanma yöntemi bugünlerde verimliğini kaybetmiş. Çünkü gelişmiş radar ve bilgisayar sistemleriyle kurallara uymadan yapılan avlanma, balığın üremesine maalesef engel oluyor ve yavruların yakalanması bir sonraki sezonun kötü geçmesine neden oluyor. Bunun sonuncunda bölgemizde sekiz ay süren avlanma sezonu dört aya iniyor, balık türleri ciddi bir şekilde azalıyor. Karadeniz’de 130 olan balık türünden bugün için sadece 15 ‘i ticari olarak satılabilinir çoklukta. (Hamsi, Çaça, Barbunya, Mezgit, İstavrit, Palamut, Lüfer, Çinekop,Tirsi, Kefal, Karagöz, İspari(Tarak), Kalkan, Vatoz ve Köpekbalığı)
Yine’de olta balıkçılığı Karadeniz sularında yüzyıllardır haklı unvanını koruyor. Çapari ve diğer olta çeşitleri yüz yıl önce olduğu gibi bugün de olta balıkçılığının en önemli araçlarından biri.
Yakakent’in temiz doğası ve denizi aynı zamanda Ülkemizin en leziz, kaliteli ve temiz balıklarının da bolca avlandığı yerdir. Yakakent’te yılın her döneminde çok çeşitli balıkların olta ve zıpkın ile sportif avcılığı yapılsa da şüphesiz avlanan balıkların cinsi, miktarı aylara göre değişiklik göstermektedir. Yaz kış, yağmur sıcak demeden sabahın ilk ışıklarından gecenin kararanlığına dek kalan olta balıkçılarıyla dolu. Siz siz olun varsa bir derdiniz ya hoş sohbetlerini dinlemek, çaylarından yudumlamak için Yakakent balıkçı barınağında mola verin ya da alın bir olta “rastgele” deyin



Kaynak