5 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Yakala Bırak.

  1. #1
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.697
    Tecrübe Puanı
    934

    Standart Yakala Bırak.

    [i]YAKALA VE BIRAK" UYGULAMASI VE AMATÖRÜN AVINA YAKLAŞIMI...
    TARİHÇE VE TARTIŞMALAR..

    “Yakala ve Bırak” uygulaması amatör balıkçılar tarafından İngiltere’de bir yüzyıldan daha fazla bir zamandır benimsenen bir yaklaşım olmasına rağmen ülkemizde henüz istendik boyutta bir yaygınlığa kavuşmamıştır. Genel olarak, amatör balıkçıların tutmayı hedeflediği balık türlerinin yoğun avlanan avlaklardaki yok oluşunu engellemek amacıyla ortaya çıkarılan bu uygulama 20. Yüzyılın son bölümünden itibaren som ve deniz alası gibi nehirlerde avlanan balıkları da kapsayarak, kısmı ya da tamamen “Yakala ve Bırak” sistemine dönüştürülmüştür.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde ise “Yakala ve Bırak” uygulaması ilk defa Michigan eyaletinde, 1952 yılında alabalık yetiştirilen sahalarda stoklama maliyetini düşürmek amacıyla uygulanmaya başlanmıştır. Yiyecek elde etmekten ziyade sportif amaçlı avlanan amatörler “Balık Öldürülmeyen” bölgeler diye adlandırılan avlaklarda avlanırlarken yakaladıkları balığı suya iade etme fikrini benimsemişlerdir. Çevreciler de sürdürülebilir balık avcılığını teminat altına almak için ve balık stoklarına yönelik aşırı avlanmayı engellemek için bu uygulamayı desteklemişlerdir.

    Avustralya’da “Yakala ve Bırak” uygulaması daha yavaş gelişmiş ve 1960’lı yıllarda bu şekilde avlanan bazı önder niteliğindeki amatörler sayesinde geliştirilerek 1970 ve 1980’lerde daha yaygın bir hal almaya başlamıştır. Şimdilerde daha yaygın biçimde uygulanan bu yaklaşım özellikle nesilleri tehdit altındaki balık türlerini korumayı hedefler bir biçimde kapsamı genişlemeye başlamıştır.

    İrlanda Cumhuriyeti’nde ise 2003 yılından itibaren Atlantik Som’u ve Deniz Ala’sı gibi türlerin korunması amacıyla “Yakala ve Bırak” tekniği uygulanır olmuştur. Ülkede, günümüzde birçok avlak zorunlu hale getirilmiş “Yakala ve Bırak” kuralları ve düzenlemelerine sahiptir. Tatlı su balıkları açısından ise bu türlerin adada amatörler tarafından yakalanmaya başladığı tarihten itibaren daima “Yakala ve Bırak” uygulaması geçerli olmuştur. Hatta “Yakala ve Bırak” tekniğinin amatörler arasında yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla hemen hemen tüm avlaklarda devlet destekli çeşitli teşvikler uygulanmaktadır.

    Kanada’da ise “Yakala ve Bırak” uygulaması bazı balık türleri için zorunlu tutularak sürdürülmektedir. Bu ülkede yakalanan balıkların salınmasını kolaylaştırmak ve balıkların zarar görmesini en az düzeye indirmek amacıyla olta düzeneklerinde damaksız iğne kullanılmasının şart koşulduğu çeşitli örnekler de yer almaktadır.

    Öte yandan, İsviçre’de “Yakala ve Bırak” uygulaması insanlık dışı olarak görülmekte ve 2009’dan itibaren de yasaklanacağı bildirilmektedir. İsviçre Federal Parlamentosu tarafından ana hatları belirlenen yeni yasa bağlamında, amatörlerin insani yöntemlerle balık yakalama kursuna giderek ustalıklarını bu biçimde sergilemeleri gerekmektedir. Yeni yasada yakalanan balığın baş bölgesine sert bir cisimle vurularak derhal öldürülmesi gerektiği belirtilmekte, balığa acı çektirilmemesi üzerine yoğunlaşılmaktadır. Yeni yasayı değiştirmesi ya da düzenlemesi konusunda hükümetle görüşmeler sürmekte, bu uygulamanın balığı salma ile elde edilen koruma çabalarına katkıda bulunmayacağı, balık popülasyonları üzerine ciddi olumsuz etkiler yaratacağı ve sportif amaçlı balıkçılık anlayışı açısından da sakıncalarla dolu olduğu yönünde görüşler de bulunmaktadır.

    Öte yandan, ülkemizde henüz yeterli yaygınlığa ulaşmayan, ancak bazı ülkelerin amatör balıkçılarınca onlarca yıldır uygulanan “Yakala ve Bırak” sistemi genel olarak olumlu sonuçlar doğurmakta ve bu uygulamadan kaynaklanan balık ölümlerinin de marjinal boyutlara ulaşmadığına işaret edilmektedir. Ayrıca bazı kaynaklarda yoğun avlanan ve baskı altındaki bazı balık türlerinin istikrarlı bir biçimde “Yakala ve Bırak” sistemi ile avlanmasalardı günümüze kadar çoktan yok olacakları yorumlarına da yer verilmektedir.

    Diğer yandan, “Yakala ve Bırak” uygulaması bazıları tarafından da spor ya da eğlence amacıyla balığa eziyet edildiği gerekçesi ile etik olmayan ya da gayrı ahlaki bir balık avlama yöntemi olduğu biçiminde eleştirilmektedir. Yine, yiyecek amaçlı balık avcılığından yana tavır koyanlar da “Yakala ve Bırak” uygulamasına karşı çıkmaktadırlar.

    “Yakala ve Bırak” uygulamasının savunucuları ağzına iğne batan bir balığın acı hissettiği görüşüne karşı çıkmaktadırlar. Bu görüşü savunanlar, balıkların bazı yumuşakçalar, kerevit ve yine iri kılçıklı bazı balıklar gibi sert uzuvları olan avlarla beslendikleri gerçeğinden hareketle bunu yapabilmek için balıkların sert ve nispeten duyarsız bir ağız yapısına sahip olduklarını ve bu nedenle de böyle bir ağız yapısının iğne batmasını hissettirme olasılığının olmadığını iddia etmektedirler. Aynı şekilde bazıları da genelde acı hissetme yetisi ile ilişkilendirdikleri üst düzeyli beyin işlevlerinin balıklarda bulunmadığını ileri süren fizyolog çalışmalarına atıfta bulunmaktadırlar. Bu paralelde, suni bir yemi ağzından atmayı başaran bir balığın tekrar dönerek aynı yeme saldırması biçimindeki amatör gözlemlerine atıfta bulunanlar, eğer balıklar ağızlarında bir acı hissetselerdi aynı iğneye yeniden yakalanma davranışı gösterme ihtimalleri düşük olurdu iddiasında bulunmaktadırlar. Benzer şekilde, balıkların oltaya yakalandıktan sonra mücadele vermelerinin, misinanın balığı çekmesine karşı bir direnç olduğunu iddia eden bütün amatörler bu mücadelenin ağzındaki iğneden kaynaklanan bir acı olmadığı konusunda ortak görüş bildirmektedirler. Güçlü olta takımlarının balığın mücadele süresini azalttığı ve yakalanan balıkta oluşan rahatsızlığın azaldığını ileri sürmek yanlış olmayacaktır.

    “Yakala ve Bırak” uygulamasına karşı çıkanlar ise balıkların acı algılama ile ilişkilendirilebilecek, insanlardakilere benzer, nörolojik yapılara sahip, oldukça gelişmiş omurgalı yaratıklar olduğu tezini ileri sürmektedirler. Nörolojik olarak balıkların “üst düzey” omurgalılara çok benzer olduğunu ve ağzındaki iğne ile misinaya karşı mücadele veren balıkta stress ile ilişkili hormon ve kan metabolitlerinin çok güçlü olduğunu ortaya koyan kan yapılarını gösteren çalışmalara işaret etmektedirler. Balıkların ağızlarında acı hissetmedikleri fikri Edinburgh Üniversitesi ile Roslin Enstitüsü’nde yapılan çalışmalarla, gökkuşağı alabalığının dudaklarına asetik asit ile arı zehiri enjekte edilerek ve balığın bu hissi azaltmak için dudaklarını içinde bulunduğu tankın zeminine ve yanlarına sürtme biçiminde tepki verdiği saptanarak incelenmiştir.

    Konuyla ilgili olarak Dr.Lynne Sneddon, “Bizim araştırmamız ağrı reseptörü sinirlerin varlığını ortaya koymakta ve zehirli uyaranın balıkta zıt davranışsal ve fizyolojik etkiler yarattığını göstermektedir. Bu da hayvanın acı ya da ağrıya yönelik bir kriteri olduğunu ortaya koymaktadır.” görüşünü savunmuştur. Ancak, diğerleri ise bu çalışmanın acı ya da ağrıdan ziyade kimyasal bir duyarlılık olduğunu iddia etmişler, olta iğnesi kullanmaktan kaynaklanan bir travmadan elde edilecek bir benzerlik ortaya koymadığı görüşünü ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle, balıktaki acı ya da ağrı duyarlılığı konusu belirsizliğini korumakta ama balığın zehirleri saptayabildiği ve bunun acı ya da ağrıdan çok farklı olduğu, bu çalışma ile ortaya konulmuş görünmektedir. Bazı amatörler, balıkların acı ya da ağrı hissedebilen oldukça gelişmiş omurgalılar olduğu yönündeki argümanları kabul etmelerine rağmen, balıkların sert, kabuklu ve dikenli avları yiyebilmelerini sağlayan kaba, sert ve kemikli ağız yapıları olduğuna bundan dolayı da acı hissedebilme yetilerine sahip olsalar bile olta iğnesinin balığın acı ya da ağrı duymasına neden olmadığı görüşünü ileri sürmektedirler.

    “YAKALA VE BIRAK” FELSEFESİNİN DAYANAKLARI ……

    Aklımıza bir balık avına gidişin maliyeti böylesine yüksekken ve “Yakala ve Bırak” uygulaması balık yemenin zevkinden de mahrum kalmak demekken, bu uygulama neden amatörlerce benimsensin, diye bir soru takılabilir. Bunun yanıtlarından biri, belirli limitlere kolay ulaşan amatör için avın uzaması ve balıkta daha fazla zaman geçirerek daha çok keyif alınması demektir. İkinci olarak da tıpkı son basamağa gelen sportmen avcının ava daha çok kaçma ve yaşama şansı veren yaklaşımlara yöneldiği avcılığın gelişim basamaklarında olduğu gibi, sportmenlik basamağına ulaşan amatörün de kazandığı tecrübeler ve deneyimlerle “limitleri öldürmek yerine, öldürmeyi limitlemek” ilgisi duyacağı bilinen bir gerçektir. Kara avcılığı felsefesi bağlamında avcılığın özüne işaret eden yazarlardan ünlü Jose Ortega'nın (Sayın Derin Türkömer'in çevirisi ile yayınlanan) "Avcılık Üstüne" adlı kaynağında da değindiği gibi “Avcılığın amacı öldürmek değildir. Gerçek avcı öldürmek için avlanmaz, avlanmak için öldürür.” yaklaşımıyla da vurgulanan temel görüş ölümün kara avcılığında varoluşu ancak amaç olmayışıdır. Aynı kaynakta yer alan bir örneği ben sazan amatörlüğü açısından ele alıp yorumlamaya çalışalım. "Bir gölette suyun kenarına gittiğimizde bütün sazanların kıyıda bulunduğunu ve kaçmadığını ve bunları elle toplayabileceğimizi varsayarsak bu durumda yaptığımız avın bir anlamı kalır mıydı? Ya da avlanmaya geldiğimiz bir avlakta yanımıza birisi gelip de "Ey amatör, sen olta atma, al sana istediğin büyüklükte istemediğin kadar balığı ben vereyim!"dese bu avın bir anlamı kalırmıydı? Elbette kalmazdı. Ortega'nın yorumuyla "Demek ki avcılıkta aslolan avı ele geçirmek değil, avın kaçma şansına karşı avcının almaya çalıştığı karşı önlemlerle ortaya koyduğu mücadeledir." Yani avlanmayı zevkli kılan aslında bu mücadeledir, yoksa avı ele geçirmek değil. Kara avcılığında bu mücadele ne yazık ki geri dönüşü olmayan bir biçimde avın ölmesiyle sonuçlanırken, amatör balıkçılıkta bu mücadele avın yeniden doğal ortama salınması ve bir başka güzel mücadeleye olanak vermesi ile sonuçlanma şansı vardır. Buradan hareketle de, bizlerin, yakaladığımız balık için verdiğimiz mücadele, bu mücadeleyle bütünleşen doğa ve tabiat güzellikleri, ortaya çıkan görsel ve düşünsel şölen için avlanmamız bahsedilen "Yakala ve Bırak" felsefesinin özünü oluşturmaktadır.



    Kısacası, bazı dostların aklına takılan “Balığı geri bırakacaksak, neden tutuyoruz?!” sorusunun yanıtı bizim balık yakalama mücadelesinden hoşlanmamız, balığın aldığı önlemleri, ustalık ve maharetlerimizle yenebilmekten aldığımız zevk ve yakaladığımız balığı bizim torunlarımızın da yakalayacağı bir miras olarak bırakmamızın verdiği haz biçiminde özetlenebilir. Dikkat edilirse, anılarımızda çoğunlukla yakaladığımız balığı nasıl yediğimiz değil balıkla olan mücadeleden aldığımız zevk ve avımızı nasıl alt ettiğimizdir daha kalıcı olan. Yiyeceğimiz balığı pazardan da satın alarak elde edebiliyoruz zaten, amatörler bunda sportif ve eğlendirici bir yan bulmuyorlar. Kendi yakaladığımız balığı yemek zevki ise, bu felsefeye göre, kendi yakaladığımız balıktan aldığımız zevk ile onu yemek zevkini birbirinden ayırmak olmuş sadece. Eğer dalarak ve zıpkınla avlanıyor olsaydık felsefe olarak kara avcılığına daha yaklaşmış olacak ve onların aldığı hazzı duyacaktık. Olta ile avlanıyor olmanın sonucu balığı canlı ve zarar görmeden elde etmeyle doğan bir başka hazzı yani aynı balığı ve aynı heyecanla bir daha yakalama zevkini yaşayacak ve bizden sonraki nesillerin de bundan yararlanmasını sağlamanın da güzelliğini yaşayacağız. Tabii buna bağlı olarak da çoğalan balık türleri ve doğaya yapılan katkı, değişen zaman yasakları ve hatta ortadan kalkan limitler gibi şeyler de cabası olacaktır.

    Her ne kadar günümüzde bazı değerleri göz ardı edecek hale gelmiş olsak bile, avcıların davranış biçimleri bağlamında bizim tarihimizde, örf, adet ve geleneklerimizle yakından ilişkili örnekler bulabilmek de mümkündür. Örneğin, aşağıdaki ilginç örnek Dede Korkut Masalları’nda Begil Oğlu Emre Destanı’ndan alınmış bir şiirdir ve Sürdürülebilir Avcılık için Temel Eğitim Kitabı’ndan alınmıştır.

    Üç yüz altmış atlı Alp ata binse
    Kanlı geyik üzerine yürüyüş olsa,
    Begil ne yay kurardı, ne ok atardı,
    Hemen yayı bileğinden çıkarırdı,
    Boğanın, yabani geyiğin boynuna atardı, çekip dururdu.
    Zayıf ise kulağını delerdi, avda belli olsun diye,
    Ama semiz olsa boğazlardı.
    Eğer beyler geyik avlarsa,
    Kulağı delik olsa,
    Begil sevincidir diye Begil’e gönderirlerdi.

    Yüzlerce yıl önceden gelen ve bir milli destandan alınan bu şiirde zayıf hayvanı avlamaya değer bulmayan Begil bir çeşit markalama yapıyor ve zayıf geyiğin sadece kulağını delerek bırakıyor. Başka bir avcı, bir zaman sonra avladığı geyiğin kulağındaki deliği gördüğünde “Bu av Begil’in işaretlediği avdır..” diyerek ona gönderiyor. Kısacası, bizim tarihimizde, avcının zayıf ve gelişimini tamamlamamış avlara karşı saygısını gösterdiği böyle örnekler varken el kadar balığı toplayan, yumurta dökme zamanlarında balığın hasta halinden yararlanmaya çalışan ve kişisel çıkarlarını ön plana alan balıkçı bozuntularının Türk kültürünün sayısız değerlerini de hiçe saydıkları ne acı bir gerçektir.

    Aslında amatörler için çok bildik bir uygulama olmamasına rağmen “Yakala ve Bırak” felsefesinin bir benzerinin hiçbir yaptırımın zorunlu olmadığı yüzlerce yıl öncesinde Türk büyüklerince kara avcılığında uygulanıyor olması garip bir tesadüften ibaret midir? Yoksa, bunlar geçen zamanın bizleri yozlaştıran, köklerimizden uzaklaştıran, çıkarcı ve ahlaksız bir dejenerasyonun işareti midir?

    Evet, sirkülerimizde, yani bizim yasalarımızın olduğu el kitabımızda, "Yakala ve Bırak" felsefesinin yasal bir dayanağı yok, yani ben yasalara uygun olarak yakaladığım balığı suya iade etme zorunluluğu duymama hakkına sahibim ve yasalara uygun olarak avlanmak kaydıyla bu konunun bir zorlayıcılığı da bulunmamakta. Ancak, amatör balıkçılık da dahil olmak üzere her türlü avcılıkta yasaların yetmediği durumlar olabilmekte ve bizler de böylesi durumlar için amatörlerin sahip olması gereken yüksek ahlaki değerlerle bezenmiş sürdürülebilir bir amatör balıkçılık etiğine sığınmaktayız. Yani, oportunist (fırsatçı) bir kimlik yerine sağduyu sahibi bir amatöre, acımasız ve düşüncesiz bir birey yerine sorumluluğunun idrakinde, şefkatli ve merhametli bir doğa dostuna, yerel değerler yerine evrensel değerleri ilke edinmiş amatörlük anlayışına ulaşmayı hedefliyoruz. Elbette arzularını yasalar içinde kullanarak yakaladığı balığı salmayanlara saygımız olacak ama çağdaş amatörlerin saldığı balıkla da yaşayacağı büyük mutluluğu yabana atamayız.











    Konuyla ilgili en büyük eksiklik, amatörlerin bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi, ve hepsinden önemlisi de amatörlüğün evrensel değerlerine karşı ortak bir bakış açısı oluşturulmasını sağlamaya yönelik bir amatör balıkçılık eğitiminin ülkemizde yer almamasıdır. Oysa böyle bir konunun amatörlük ahlakını, normlarını, amatörlerin görüş ve düşüncelerini tarihsel bir süreç içinde inceleyerek nesnel gerekçelere dayandırmak suretiyle geliştirme görevi üstlenecek ve yaşam pratiğinin dayattığı bir kurallar bütünü olarak ele alabilecek amatör balıkçılık etiği kapsamında işlenmesinin çok daha yararlı olacağı gün gibi ortadadır. Kaldı ki genel olarak çevrecilik bilincinin geliştiği, hayvan haklarının savunulduğu platformlarda ahlaki ve etik değerler açısından amatör balıkçılığı savunabilecek bir donanıma sahip olamazsak, amatörlüğün yargılanmasına, suçlanmasına ve hatta aşağılanmasına bile neden olabilecek örneklerle sırtımıza giydirilecek “Bohçacı” ya da “Katil!” kimliğini taşımak zorunda bırakılabiliriz.

    “YAKALA VE BIRAK “ UYGULAMASI PARALELİNDE AMATÖRLERİN BALIĞA DAVRANIŞ BİÇİMİ…

    “Yakala ve Bırak” yaklaşımının ülkemizde de gün geçtikçe artan bir popülerliğe doğru gittiğini iddia etmek yanlış olmayacaktır. Amatör balık avcılığını düzenleyen sirküler vasıtası ile zaman ve bölge yasakları belirtiliyorsa da yakalanan balıkların suya iade edilmesi sportif amaçlı balık avcılığında bir felsefe olarak yaygınlaşmaktadır. Hemen hemen her amatörün anılarında en az bir kere, yakaladığı balığı herhangi bir nedenle saldığı yer alır. “Yakala ve Bırak” uygulaması ister zorunlu, ister gönüllü olsun eğer bir anlam taşıyacaksa salınan balığın hayatta kalması gerekir. Bunun için de uygulamanın doğru bir biçimde yapılması gerekir.

    “Yakala ve Bırak” uygulaması tüm balık türleri için geçerli olup, temelde daha çok balığın hayatta kalmasına olanak sağlamaktadır. Ancak “Yakala ve Bırak” yaklaşımının sadece tutulan balıkların geri iadesine odaklandığını söylemek biraz eksik olacaktır. Eğer balıklar kötü şartlarda ve gerektiği biçimde salınmazlarsa hayatta kalma olasılıkları yine azalacak ve yapılan eylem anlamsızlaşacaktır.

    Yakalandıktan sonra yeniden doğal ortamlarına iade edilen balıklar bazı nedenlerden dolayı hayatta kalmayı başaramayabilirler. Bu nedenlerden en önemlileri arasında balıkla mücadelenin balık üzerinde yarattığı baskı ve yaralanmalar sayılabilir. Balıkla mücadele esnasında balığın gösterdiği fiziksel çaba onda içsel olarak gelişen bir sonuç olan kasları oksijensiz çalışmaya zorlayan bir biçimde dokularda oksijen azalmasına neden olur. Bu da kas dokularında laktik asit oluşmasına ve bunun kana karışmasına neden olur. Laktik asit kanın pH oranının düşmesine neden olan bir asit olarak işlev görür. pH’daki küçük bir değişim bile metabolik süreçlerde önemli bozukluklara neden olarak balığı öldüren bir sonuç bile doğurabilir. Eğer balık hemen salınırsa, onun kan pH’ı genelde normale döner ve balık da bundan etkilenmez. Uzun bir mücadele ve çekiş süreci yaşayan bazı balıklar tekrar suya salındıklarında yaşıyor görüntüsü verebilir ancak onun kan kimyasındaki denge bozukluğu yakalandıktan üç ün sonra bile onun ölmesine neden olabilir. Birçok durumda böyle bir ölümü engellemenin yolu eğer balığın doğal ortamına iadesi düşünülüyorsa balıkla mücadeleyi çok uzun süren periyotlara taşımamaktır.

    Salınan balıklarda meydana gelen diğer ölüm nedeni de iğnelerin yarattığı yaralanmalardır. İğne yaralanmaları önemsizden, ölümcül boyutta olanlara kadar değişir. Yaralanmanın şiddeti iğne yarasının yerine bağlıdır. Solungaçlar ile karın bölgesi yararlanmalarında ölüm oranı daha yüksekken, dudaklar ve yanak kısımlarından iğneye yakalanan balıklarda ölüm oranı daha düşüktür. İğneye doğal yemlerin takıldığı durumlarda, iğnenin solungaçlar ya da karın bölgesine takılması olasılığı daha yüksekken, üçlü iğnelerin de açık bir şekilde daha fazla hasara ve ölüme neden olacakları açıktır. Damaksız iğneler salma işlemini kolaylaştırırken balığın sudan dışarıda kalma süresini de kısaltmakta ancak henüz bilinemeyen bazı nedenlerden dolayı, özellikle doğal yemlerle avlanırken balığın ölmesini engelleyememektedir.

    Doğal ortamlarına iade edilen balıklarda ölüm oranının yükselmesine neden olan diğer fizyolojik baskı türleri de vardır. Balıklar, basınçtaki değişimlere ve su yüzeyindeki ısı farklılıklarına kolay adapte olamayabilirler. Aynı zamanda, yakalanan bir balık ele alındığında ya da kepçe ve kuru elle veya kuru yüzeylerle temas ettirildiklerinde balığın üzerindeki mukoza tabakası ya da yaygın adıyla sümüksü tabaka kısmen de olsa zarar görmekte ve bakteri ya da hastalık yapan parazitlerin deriyi ele geçirme fırsatı doğmaktadır. Yakalanan balıkların salınmasında aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi ve daha sağduyulu bir yaklaşım esas oluşturmaktadır.

    Öncelikle damaksız iğneler kullanılmalı ya da iğnelerin damakları eğe ile aşındırılmalıdır. Eğer balığı sudan almak için kepçe kullanılıyorsa, kepçe torunun pamuklu ya da kauçuk yapılı olmasında yarar vardır. Bu malzemelerden mamul kepçeler balığın solungaç, pul ve gözlerine daha az zarar verici niteliktedirler.

    Yakalan balık asla suya atılmamalı ya da fırlatılmamalıdır. Bu hareket balığın sudaki bir nesneye çarpmasına ya da darbe nedeniyle bilincini kaybetmesine neden olabilir.

    Balığı yakaladıktan sonra elinizle tutmadan önce elinizi ıslatmanız daha doğrudur. Kuru eller ya da eldiven balığın pullarını kaplayan koruyucu mukus tabakasına zarar verebilir ya da bu tabakayı aşındırabilir. Oysa, pulların üzerindeki bu koruyucu tabaka balığın suda oluşan hastalıklardan enfekte olmasını engelleyen bir özelliğe sahiptir. Balığın kıyıda debelenmesine ya da teknede çırpınmasına da izin verilmemelidir. Bu nedenle mümkün olduğunca balık sudan dışarı çıkartılmamaya çalışılmalı, eğer çıkartma durumu varsa (fotoğraf çekmek ya da benzer nedenlerden dolayı) çabuk ve hassas davranılmalı, balık asla elde sıkılmamalıdır. İğnenin, balığın boğaz gibi derin kısımlarından çıkartılabilmesi için kargaburun ya da bu iş için yapılmış iğne çıkartma aparatları kullanılması balığın suya daha çabuk iade edilmesini kolaylaştıracaktır.

    Eğer bir ırmak ya da nehirde balık avlıyorsanız balığı salarken akıntıya karşı tutunuz. Biraz sabırlı olun ve balığın kendisine gelmesi ve kendi başına yüzebilmesi için gereken zamanı ona sağlayın. Nehirde bir tekneyle avlanıyorsanız balığı akıntının az olduğu bölümden salınız. Burada önemli husus balık sudan dışarıda maksimum 15 saniyeden daha az tutulmalıdır. Ayrıca, balığı ele geçirmede sağlam takım kullanılması unutulmamalıdır. Özellikle su sıcaklığının 21 derecenin üzerinde olduğu koşullarda daha dikkatli olmalısınız. Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları aşırı sıcaklar nedeniyle “Yakala ve Bırak” yöntemi kullananlar için en zorlu aylardır, yılın daha soğuk ayları bu uygulama için en iyi zamanlardır.

    Avladığınız her balık için daima mümkün olan en kalın ve sağlam misinayı kullanınız. Yine burada da akılda tutulması gereken husus, bir balıkla mücadele ne kadar uzun sürerse, balıkta o kadar fazla laktik asit oluşacağından balık daha bitkin düşecek ve hayatta kalma şansı da o oranda zorlaşacaktır. Bu özellikle trofe boylardaki deniz balıkları için geçerlidir. Küçük yapay yemler ve ya da yemlik canlı balıkla avlanırken iğnenin balığın boğaz bölgesi gibi derin kısımlara ya da solungaçlar gibi organlara kadar takılma olasılığı daha yüksektir. Böyle durumlarda iğneyi girdiği yönden çıkarmaya çalışın. Eğer iğne boğaz bölgesi gibi derinlere kadar giden bir biçimde yutulmuşsa, asla misinadan tutup çekmeyin çünkü bu balığa daha fazla zarar verecektir.

    Doğal yemlerle avlanırken çok daha dikkatli olun. Sürekli tetikte ve balığın vuruşuna hazır bir durumda olmanın çeşitli avantajları vardır. Öncelikle birçok balık vuruşunu kaçırmaz ve tasmalama yaptığınızda da ardından salmayı kolaylaştıracak şekilde iğnenin balığın dudaklarına saplanmasını sağlarsınız.

    9-10 metre derinlikten daha derin bölgelerde avlanıyorsanız, balığı tekneye ya da yukarı yavaş bir biçimde çekiniz. Bu bazen basıncın azalarak balığın vurgun yememesini (su basıncındaki değişime kendisini adapte etmesini) sağlar. Bu son derece önemli olup yine balığın hayatta kalma şansını arttıracak yönde etki sağlar.

    Su sıcaklığının yüksek olduğu dönemlerde balıkla uzunca bir süre mücadele etmek ya da oynamak onun hayatta kalma olasılığını azaltıcı bir etki yapar. Su sıcaklığı 20 derecenin üzerinde olduğu koşullarda balıklar vücutlarında oluşan ve artan laktik asit nedeniyle daha kolay ve hızlı yorulurlar. Bu nedenle su sıcaklığı yüksek olan dönemlerde avlanırken balığı biran önce kıyıya almaya bakmalı ve alışılageldiğin dışında daha sağlam takım ve çekeri yüksek misina kullanmalısınız.

    Kısacası balığı yakalayıp salarken hep özen göstermeli, balığın kendi başına yeniden doğal ortamına dönmesini gözlemlemeli ve balık kendine gelemiyorsa, tekrar denemelisiniz. Eğer bir amatör yakaladığı balığı dikkatle ele alır ve ona özenle muamele ederse salındıktan sonra onun hayatta kalma şansı yüksek olacaktır.

    Unutulmamalıdır ki, yakaladığınız balığı doğal ortamına geri döndürmek, yani onu salmak, balığın yaşamına devam etmesi, yumurtlayarak yeni nesiller üretmesi (dişiyse) ve balık popülasyonunun büyümesi ve sağlıklı kalması anlamına gelmektedir.

    Bu nedenle, balığa gittiğinizde, yakaladıklarınızın hepsini eve götürmek zorunda olmadığınızı unutmayınız. Elbette, bu yakaladığınız her balığı salmak anlamına da gelmez ama çok balık da iyi bir şey olmadığından sadece ihtiyacınız kadarını tutmayı ve geri kalanına hayatta kalma fırsatı vermeyi akıldan çıkarmayınız. Bu yolla, avlağa yeniden gittiğinizde, orada yakalayacak daha çok balık olacaktır ki bu daima hiç balık olmamasından iyidir. "Yakala ve Bırak" felsefesi yurt amatörlerince tam anlamıyla benimsenmiş olmasa bile, ya da bu yaklaşım henüz tam anlamıyla gelişmemiş olsa bile, ülkemizde de azımsayacak sayıda amatör bu yaklaşımı benimseme eğilimi taşıdığını her geçen gün biraz daha ortaya koymaktadır. Dünya sazancılığı, hatta tüm amatör balıkçılık etkinlikleri bu yönde gelişiyor ve yaygınlaşıyor. Bizde de bir zaman sonra bunun aksini görmek yani yakaladığı balığı amatörün evine götürmesi yadırganır bir hal alacak. Balığı yakalamanın heyecanı için, doğada olmanın zevki için avlanır olacağız ve buna bağlı olarak da yasak zamanlar ve yöntem ve usüller de değişecek. Gelecekte sazanı ya da balığı yakalamanın keyfine daha fazla odaklanacak ve böylece de sürdürülebilir amatör balıkçılık adına önemli bir aşama kat edeceğiz.

    Ancak bu uygulama, yıllardır yemek için sazan yakalayan ve amatörlüğünü de bu yönde sürdürmüş, hatta genlerine amatör balıkçılığı bu biçimde kazımış amatörleri yok sayarak değil alışkanlıklarımızı güzele, doğruya ve iyi bir geleceğe doğru değiştirmekle yaygınlaşacak ki bunun da biraz zaman alacağı ortada. Kısacası bir geçiş dönemi yaşamadan evrensel değerleri ön plana alan bir yaklaşımın "Ha deyince!" anında kabul görüp değişeceğini de beklemenin biraz safdillik olacağı görünüyor. Ancak, artık hepimiz kabul ediyoruz ki eski kara düzenle balıkçılık ve benim gençlik yıllarımda kalmış yaklaşımlar köhnemiş ve yok olmaya mahkum olmuş bir özellik ortaya koymakta. Ben bambu ile avlanırken başkaları imrenir keşke bizim de fındık sopası yerine bambumuz olsa derlerdi. Şimdilerde hemen herkesin makaralı oltalar, gelişmiş takımlar kullanmaya başladığı bir çağda da elinde bambu ile avlanan amatör görsek ne düşünürüz?

    Kısacası hem teknik hem de teorik değişiklikler ve gelişmeler artık değişimi gerektirmekte, değişim de iyiye ve güzele doğru olursa anlamlı olmaktadır. Yani, yeni nesil bir amatör balıkçılık anlayışının geliştiği ve daha da gelişeceği de her açıdan işaretlerini veriyor. İşte bu yeni nesil amatörlüğe geçiş dönemini hem kolaylaştıracak hem de yaygınlaşmasını sağlayacak uygulamaların da devreye girmesi güzel ve anlamlı modellerin çoğalması ile gerçekleşecek gibi görünüyor. Geçen seneki resimlerime baktığımda benim de hoşuma gitmeyen görüntüler buldum ne yazık ki. Bu resimlerin iyi örnekler olmadığı ve bunlardan etkilenen başka amatörlerin de aynı şekilde tutmaya yönelerek sazana zarar verebileceği konusuna ne yazık ki gerekli özeni göstermemişim, bu yanlış tabii ki. Gerçi, böyle tutmanın yıllar öncesinin, yani kepçe kullanımının çok yaygın olmadığı zamanlardan, Porsuk Barajı yıllarından gelen de bir alışkanlık olduğunu sanıyorum, çünkü iri balıkları genelde kıyıya o şekilde aldığımızı anımsıyorum, yoksa böyle bir tutuş şeklinin bilimsel bir tarafı olmadığı gibi son derece de sakıncalı. Çünkü, literatür, balıkların en hassas yerlerinin solungaçlar ve gözleri olduğunu belirtiyor. Özellikle solungaçların çok çabuk zarar gördüğü ve asla elle temas edilmemesi gereken yerler olduğu belirtilerek ağırlığın solungaçlara verilerek tutulmasının balığa büyük zarar verebileceğine dikkat çekiliyor. Aynı şekilde gözlerin de son derece hassas bölgeler olduğuna dikkat çekilerek, kıyı çimenlik bile olsa balığın serbestçe debelenmesine izin verilmemeli, gözüne herhangi bir şeyin batma ihtimali yaratılmamalı deniyor. Kısacası bu tutuş biçimleri yanlış, düzeltilmesi gerekir ve iyi örnek değiller. Hele hele, bazı amatörler solungaçlardan ip geçirip tasmalama yöntemi kullanıyorlar ve resimlerde böyle pozlar veriliyor ki bunlar da bilimsel olarak hiç bir temele dayanmayan, yanlış uygulamalar, daha da önemlisi özendirici olabilecek iyi örnekler değiller.









    Bir dostum “Balıkları salmayacak olduktan sonra neresinden tutarsan tut!” diye garip bir yaklaşım getirmişti. Doğrusu bu görüşe katılamıyorum. Forumlarda sergilenen balık resimlerinde balığın ölü ya da diri olduğunu anlamak güç olduğundan, “neresinden tutarsan tut” yaklaşımı ile çirkin bir biçimde teşhir edilen balıkların “Zaten ölü!!” mazereti ardına sığınmayı yaratacak bir saygısızlık eseri olacağı aşikardır. Eğer tuttuğumuz balıklara saygımız yoksa, yaptığımız eylemin evrenselliğine de, diğer amatör balıkçılara da fazla bir saygı duyabileceğimizi sanmıyorum. Amatör balıkçılığa saygı, eylemin her aşamasına azami özen göstermekle gerçekleşecektir ki bunun içinde amatörün yakaladığı balıklara karşı davranışı da yer alır. Yasalara uygun biçimde avlanan ve yakaladığı balığı evine götürmek isteyen bir amatörün bile, yakalanan balığa kötü muamele edilmesine, leğenlerde, evyelerde, gazete kağıtları üzerinde, iplerle bağlanmış olarak yerlerde süründürülen, kan revan içinde bırakılan, kısacası değil amatör, insani duygulara sahip sıradan bir canlının bile reva görmeyeceği davranışlarda bulunulmasına onay verebileceğini düşünmüyorum. Hepsinden önce böyle bir davranış, insan olmanın erdemine aykırı olup, “Yakala ve Bırak” uygulamasını benimseyerek balık tutan dostlar da dahil olmak üzere sağduyu sahibi tüm amatörlere karşı bir saygısızlıktır.

    Aynı şekilde, yasalara uyarak ama “Yakala ve Bırak” uygulamasıyla balık tutmayan amatörleri suçlamak ya da ayıplamak da kafayı kuma gömerek, ülke gerçeklerini görememek, benimsenmesinde zaman ve değişim gerektiren bir uygulamayı da baltalamak demektir. Sınıfa giren bir öğretmenin öğrencilerini bilgisizlikle suçlaması ya da aşağılamasının, onun “öğretme” hedefine ulaşmasını engelleyici bir durum yaratacağı gün gibi ortadayken, istendik bir davranış değişikliği yaratmayı hedefleyen tüm etkinliklerin, doğru etkileşimler ve yapıcı diyaloglar üzerine kurulmayı gerektirdiğini ortaya koymaz mı?. Eğer “Hart, hurt” ile bir noktaya ulaşabilseydik, şimdilerde avlaklarda bohçacı dediğimiz çapulcu sürülerini görmezdik. Bu nedenle, amatör balıkçı toplumu belki de her şeyden önce birbirine saygı duymalı ve amatörlüğün sürdürülebilir kılınması yönünde güzele, doğruya ve iyiye yönelik uygulamaları cesaretlendirmeli, desteklemeli, hatta bunun için ikna edici ve cazip kılıcı yaklaşımlarla özendirici olmalı ve mücadele vermelidir. Hele hele bu mücadele yasaların uygun görmesine rağmen, güzel ve doğru olan için değiştirmeye çalıştığımız yılların kemikleşmiş alışkanlıkları ile ilgiliyse saygı ve hoşgörü çok daha öncelikli olmalıdır.

    Yakaladığımız balığa duyulması gereken saygı ve gösterilmesi gereken hassasiyetle ilgili olarak amatörlerin sıklıkla kullandığı kepçe ve hapis konusu da bir başka dikkat çeken husus olarak görünüyor. Bölgemizde ve genel olarak birçok tatlı su avlağında avlanan amatörler yakaladıkları balığı karaya almakta kepçe, canlı ve taze tutabilmek için de yaygın bir biçimde livar veya hapis kullanmaktadırlar. Bu araçların sirkülerimizdeki tanımları da aşağıdaki biçimde verilmiş olup nitelikleri ve kullanım esasları ile ilgili bir detaylandırmaya gidilmemiştir.

    h) Kepçe: Yemlik balık yakalamak amacıyla ya da tutulan su ürünlerini sudan karaya veya sandala almakta kullanılan torba şeklinde saplı file,

    j) Livar: Tutulan balıkların alıkoyulmak üzere canlı olarak bekletildiği file, saz, kafes, tekne bölmesi v.b. gibi balığın yaşam ortamı ile su alışverişini doğrudan sağlayan bölme.

    Avlaklarımızda rastlanılan yaygın uygulama ise amatörlerin kullandıkları kepçe ve livar gibi araçlarda bir standardın var olmadığı, akla gelen kepçe benzeri her türlü aracı kepçe niyetine, çuval dahil her türlü çanta ve benzeri aracı da livar niyetine kullandıklarıdır. Özellikle, amatörlerin salmayı düşündükleri balıkları bile fotoğraf çekmek ya da başka amaçlarla livarlarda ya da hapislerde alıkoydukları bir gerçek olduğundan bu konudaki boşluğun ciddi sorunlar yaratan özellikleri de bulunmakta. Hatta, bohçacıdan dönme bazılarının da tuttukları balıkları boyları ne olursa olsun bu hapislerde muhafaza ettikleri, av bitişinde ise, içlerinden en büyüklerini seçip (burada genel yaklaşım büyüklüktür, yasal boyutlara bakılmaz!) diğerlerini de saldıkları (Bir çeşit vicdan rahatlatma sanırım!!) bir vakadır.

    Livarlar konusunda bir standart olmayınca da piyasada yaygın bulunan livarlar kullanılmakta ve bu livarların balığa verdiği zarar görmezden gelinmektedir. Oysa, amatörlük yaşantısı biraz fazla olan hemen herkes livarda birkaç saat bekletilen balık ile yeni tutulan balık arasındaki farkı çok net anlayabilecektir. Özellikle, piyasada yaygın bulunan tel livar ya da hapislerin çok kullanıldığı göz önüne alındığında bu livarlardaki balıkların kendilerini tellere sürterek ne hale getirdiklerini, tüm yüzgeç ve kuyruklarında nasıl bir deformasyon yaşadıklarını görmemek için kör olmak gerekir. Ayrıca, sazan gibi balıkların alt ve sırt yüzgeçlerinin ip hapislere takılması nedeniyle amatörler tarafından bu yüzgeçlerin kesildiği de bir başka gerçektir. Yüzgeçleri kesilen bu balıkların yeniden doğal ortama döndürülmesi sakat bir balık nesli yaratmaktan başka bir şey değildir. Kaldı ki yarım metrelik ip hapislere, soğan çuvallarına ya da benzeri livarlara konulan onlarca balığın ne denli bir sıkıntı yaşadığı ve birçoğunun da öldüğü sıkça yaşanan utandırıcı olaylar içerisindedir. İşin çok daha acı ve düşündürücü boyutu ise hapislerde ölen balıkların “Mundar!!!???” olduğu gerekçesi ile atılmasıdır ki ne akla ne de izana sığan böyle bir davranış hangi temelden beslenmektedir, bu ayrı bir araştırma konusu olur sanıyorum. Önce balığı insanlıktan uzak bir biçimde hapiste öldür, sonra da mundar diyerek, yenmesi caiz değil diyerek ve leş muamelesi yaparak at, ya da zayi et. Eğer bu davranış dini gerekçelerle de destekleniyorsa, bu rezaletin ve günahın yapanın boynuna olması gerektiğini düşünüyor, bu ilkelliğe bir son verilmesinin büyük bir hayır olacağına inanıyorum.

    Konuyu daha fazla dağıtmadan yeniden livar ve kepçe konusundaki başıboşluğa dönersek, bakın bu konuda Avrupa ve Amerika’da uygulamalarda neler var. Aşağıdaki livar ya da hapis kuralları National Federation of Anglers ile Environment Agency Fisheries Byelaws tarafından yayınlanmış kaynaklardan alıntıdır.

    * Hapisler sadece küçük balıklar için kullanılabilirler. Sazan, yayın, turna, bekir (dargın), sudak, levrek gibi büyük balıklar için hapis ya da livar kullanmaktan kaçınılmalıdır. Büyük balıklar, boyutları nedeniyle hapiste muhafaza etmek için uygun değillerdir. Sazan gibi büyük balıklar da testere dişli sırt ve alt yüzgeçleri ağlara takıldığı ve zarar gördükleri için hapiste muhafaza etmeye uygun değillerdir.

    *Hapisler sadece gerektiği durumlarda ve balığı en kısa sürede muhafaza etmek için kullanılmalıdırlar.

    * Hapisler balığın üzerine yıkılmayacak biçimde kasnaklarla desteklenmeli ve ağız kısımları bir çubukla gergin tutulmalarını sağlayacak hale getirilip rüzgar ve dalgalar ile balığın zarar görmesini engelleyecek şekilde dip kısımlarında da bir ağırlık ile sabitlenmelidirler.

    * Akar sularda kullanılacak hapislerin ise devrilmeyi engelleyecek biçimde dikdörtgen şekilde olmaları gerekmektedir.

    * Hapis ya da livarlar bölge yasalarına tam olarak uyum göstermeli ve ağızları boğma ipli ya da taban kısımları fermuar benzeri kolay açılıp balık salmaya elverişli nitelik taşımalıdırlar.

    * Sazan gibi balıklar için kullanılabilecek hapislerin dip kısmında koyu renkte bir güvenlik alanı bulunmasına dikkat edilmelidir. Böylesi alanlara genelde “koruma ağı” adı verilir.

    * Balığı hapse koymadan önce daima ellerinizi ıslatınız, balığı nazik bir biçimde tutarak mümkün olan en kısa zamanda hapse koyunuz.

    *Bulabildiğiniz en büyük boy hapisleri kullanınız, balığı hapiste minimum sürede tutarak, hapse asla fazla balık koymayınız, eğer büyük balıklar avlıyorsanız, yanınızda birden fazla hapis bulundurunuz.

    * Asla balığı hapse atmayınız ya da yüksek bir noktadan içeri kaydırmayınız.

    * Herhangi bir madeni malzemeden ağ örgüsü biçiminde üretilmiş kepçe kullanımı yasaktır ve ceza gerektirir.

    * Herhangi bir madeni malzemeden ağ örgüsü biçiminde üretilmiş hapis ya da livar kullanımı, çember içinde 25mm’den daha büyük ağ gözü olan, boy olarak 2.0 metreden daha kısa olan, çember kasnakları birbirinden 40cm.’den daha açık olan (hapis ağzından ilk kasnağa olan mesafe hariç) ya da iç hacmi 120cm.’den daha küçük olan hapislerin kullanımı yasaktır ve ceza gerektirir.

    * Yumuşak,koyu renkli, malzemesi aşındırıcı olmayan ve su geçirgenliği olan hapislerin kullanılmaması, dikdörtgense boyutları 120cm.’ye 90cm.’den daha küçük olan ya da kasnaklı olarak kullanılıyorsa 150cm – 30cm – 40cm. boyutlarından daha küçük olan hapislerin kullanılması yasaktır ve ceza gerektirir.

    * Herhangi bir zamanda tek bir hapis içinde bir adetten daha fazla balık bulundurmak yasaktır ve ceza gerektirir.

    * Bu kurallar Avrupa Komisyonu Konsey Kararları 83/189/EEC göz önünde bulundurularakbelirlenmiştir.

    Yine başka bir kaynakta da yukarıda verilenlerden farklı olarak şunlar yeralmaktadır:

    * Kepçe ve hapisler madeni olmayan malzemelerden ve düğümsüz olarak üretilmiş olmalıdırlar.

    * Hapisler temiz ve uygun durumda olmalı ve yeterli su giriş çıkışı olması da sıklıkla kontrol edilmelidir.

    * Sığ sularda balıkların aşırı sıcak ya da oksijen yetersizliği yüzünden sıkıntı çektiği ve hatta öldükleri bilindiğinden, hapisler, gece bile olsa olabildiğince derin suda muhafaza edilmelidir.

    * Hapisteki balıklar düzenli olarak kontrol edilmeli, eğer onlarda herhangi bir rahatsızlık saptanırsa derhal salınmalıdırlar.

    * Hastalık yayılmasını engellemek için avlanma seansları arasında hem kepçeler hem de tüm livar ve hapisler özenle kurutulmalı ve temizlenmelidirler.

    Dilerim bundan sonraki sirküler maddelerinde de bu konuya parmak basılır ve şu anki haliyle sürmekte olan başıboşluk hiç olmazsa teorik boyutta bir düzenlemeye kavuşur.

    * BALIKLARIN SAĞLIKLARINI VE ZARAR GÖRMEMELERİNİ DÜŞÜNMEK TÜM AMATÖRLERİN DAİMA BİRİNCİ ÖNCELİĞİ OLMALIDIR…

    İşte böyle dostlar, bazılarının “Bir uyduruk hapis!” ya da “Bir kıytırık kepçe!” diyerek burun kıvırdığı araçlar için bile gösterilmesi gereken özen ve ciddiyet ilgi alanımız olan balıklarımızın, doğal kaynaklarımızın ve genelde yaban hayatının ne kadar kırılgan ve hassas olduğundan kaynaklanmıyor mu? Tüm bunlar, eski kara düzenle yapıla gelmiş amatör balıkçılığın artık bittiğinin bir göstergesi ya da çağdaş değerlerle sürdürülebilir bir amatör balıkçılık geleneği yaratılması için öncelikle balığa saygı olmak üzere değiştirecek çok alışkanlıklarımız olduğunun belirtileri değil mi? Elbette, hem biz hem de amatörlükle ilgili yasalarımız yavaş ilerliyor, bu gayet doğal, alışkanlıkları, kemikleşmiş yapıları, benim gibi dinozorları değiştirmeye çalışıyoruz, akşamdan sabaha kolay değişecek şeyler değil bunlar ama değişecekler, değişeceğiz, değişmek zorundayız, bunun başka yolu yok.

    Keşke bu değişim savaşarak, boğuşarak, yıpranarak olmasa da yumuşak bir geçişle, anlayışla, güzeli ve doğruyu görerek ve benimseyerek olsa. Ben, bunun için önce ikna, güzel örnekler ve özendirici çalışmalarla, ülke gerçeklerinden kopmadan, birlik ve beraberlikle, ortak yolların bulunması ve paylaşılması ile yol alınmasından yanayım. Gerçek amatörlerin iyiye, güzele ve doğruya yönelik ilerleyişinde bunu gerçekleştirecek hem potansiyelleri olduğuna hem de aklın yolunun bir olduğuna inanıyor, selam ve sevgiler sunuyorum, hoşçakalın.

    “YAKALA VE BIRAK” AMATÖRLÜK GELECEĞİMİZE BİR YATIRIM OLUP, GELECEK NESİLLERİN DE AMATÖRLÜK YAPABİLMESİ DEMEKTİR…


    Kaynakça:
    Chris Hughes: ¤¤¤sident and Founder of C.A.R.P.ASSOCIATION
    Jose Ortega Gasset “Avcılık Üstüne”
    Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Genel Müd. Yayınları, “Sürdürülebilir Avcılık İçin Temel Eğitim Kitabı”
    Wikipedia, [url]http://en.wikipedia.org/wiki/Catch_and_release

    Alıntı
    Kaynak


    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  2. #2
    _Amatör_ Levent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Yaş
    46
    Mesajlar
    3.298
    Tecrübe Puanı
    368

    Standart

    Çok güzel paylaşım elinize sağlık.%70 i açlık snırında olan memleketimde uygulanabilirmi?Onu bilmiyorum...

  3. #3
    Reİs Burhan Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Yaş
    59
    Mesajlar
    5.697
    Tecrübe Puanı
    934

    Standart

    Yazı uygulamak isteyenlere istinaden yazılmıştır.Uygulayan uygular.Uygulamayana zorlayıcı bir karar yoktur.
    ><((((º>`·.¸¸.·´`·.¸¸.-> BALIKÇI FORUM <-.¸¸.·`´·.¸¸.·`<º))))><

  4. #4
    Hıcaz

    Standart

    İhtiyacımız kadarını avlayalım...fazlasını tüketmeyelim.....Yok etmeyelim.....

    Bilğiden istifade edenler edebildiğince istifade etmelidir....bunu da uygulamalıdırlar.....paylaşımlarınız için her ikinizede teşekkür ederim....

  5. #5
    __BALIKCI__ Emre Malkoçoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    840
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı Nuri DENİZ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İhtiyacımız kadarını avlayalım...fazlasını tüketmeyelim.....Yok etmeyelim.....

    Bilğiden istifade edenler edebildiğince istifade etmelidir....bunu da uygulamalıdırlar.....paylaşımlarınız için her ikinizede teşekkür ederim....
    aynen katılıyorum.
    Emre Malkoçoğlu / Samsun

    Samsun Su Ürünleri Kooparatifleri Merkez Birliği.
    www.malkocoglubalikcilik.com.tr
    info@malkocoglubalikcilik.com.tr


Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM