Yeni Av sezonuna girerken Tebliğ ve sektör içi gerilim
Kenan KEDİKLİ - Yayın Tarihi: 25 Ağustos 2012 - Makaleler, Kaynak: Gelbalder.org
Batı Karadeniz ve Marmara bölgesi “Endüstriyel av araçları ile yapılan kıyı balıkçılığı” haline dönüşmüştür. Yüzlerce gırgır motoru en sığ sularda rekabet etmekte. Neredeyse insanlık tarihi ile yaşıt olan kıyı topluluklarının geçim ve gıda kaynakları ile birlikte yok olmasına sebep olmuştur.


Türk balıkçılık sektörü içinde giderek büyüyen bir çatlak ve bunun sonucunda giderek yükselen bir çatışma eğilimi var. Bu çatlağın ve sonucunda meydana gelen çatışmalı ortamın tarafları kesin çizgilerle belirlenmiş durumda. Bir tarafta bu iş artı böyle yürümez diyerek “balıkçılığın sürdürülebilir yönetimini ve canlı sucul kaynakların hakça paylaşımını” savunanlar, diğer tarafta ise “balıkçılık sorunlarını sadece kendi aralarındaki paylaşım sorunları olarak algılayan ve her şeyin neredeyse olduğu gibi devam etmesini isteyen” endüstriyel avcı grupları.

Son 3 yıldır gidere büyüyen bu çatlak yaklaşık 25 yıl önce başlayan “ne pahasına olursa olsun üretim artışı” ve “kontrolsüz avcılığın devlet eli ile finanse edilmesinin” günümüze yansımasından başka bir şey değildir. Dönemin hatalı balıkçılık politikaları sonucunda balıkçı filosu önceleri yatay bir şekilde büyümeye başlamış, kazançlar yeni avcılık teknolojilerine akarak toplam av kapasitesinin 10 katı kapasiteye ulaşmış bir Endüstriyel Avcı filosu oluşmuştur. Bu filo balık unu sanayi ve Orkinos besiciliği nedeni ile dikey büyümeye başlamış, bu dikey büyüme kaçınılmaz olarak avcılıkta rekabet dengelerini bozmuştur.

Bu süreci dönemin yüksek karlılığı ile fark edemeyen büyük Gırgırcı çoğunluğu “sürdürülebilir balıkçılık ve av kapasitesinin adil paylaşımı için mücadele etmek yerine en kolay yolu seçmiş” belki de farkında bile olmadığı bir şekilde kendi altındaki avcı gurupları olan kıyı balıkçılığının geleneksel av alanlarında faaliyetini sürdürmeye başlamıştır.

Batı Karadeniz ve Marmara bölgesi kelimenin gerçek anlamıyla, “Endüstriyel av araçları ile yapılan kıyı balıkçılığı” haline dönüşmüştür. 15 ile 40 metre arasındaki yüzlerce gırgır motoru bu bölgelerde ve en sığ sularda (Bu bölgedeki avlanma derinliği 11 metre idi) 5-6-7 metrelik teknelerle rekabet etmekte (buna rekabet denilirse) neredeyse insanlık tarihi ile yaşıt olana kıyı topluluklarının geçim ve goda kaynakları ile birlikte yok olmasına sebep olmuştur.

Küçük ölçekli kıyı balıkçılığının günümüzde AB sınırları içinde toplam av içindeki payı %20, Dünya avcılığında % 35 seviyelerinde iken Türkiye’de bu pay %10 seviyelerine düşmüştür. Yaklaşık 2000 endüstriyel avcı teknesi (gırgır ve trol) %90 lık bir dilimi paylaşırken 12 metre boy altındaki yaklaşık 15.000 tekne toplam avın % 10 luk dilimi ile ayakta kalmaya çalışmaktadır.

Mevcut durumun bu sosyo_ekonomik gerçeklikten daha vahim yanı ise ekosistem açısından yarattığı tehlide yatmaktadır. Bu tehlike Türkiye hakim Gırgır avcılığı anlayışı ve Gırgır av aracındaki Türkiye’ye özgü modifikasyondur.

Dünyadaki tüm modern balıkçılık yönetimleri kıyı alanlarında dibe temas ederek çekilen veya sürüklenen ağlar ile avcılığı yasaklamaktadır. Bu yaklaşımın temel sebebi sucul yaşamın en canlı alanları olan kıyılarda dip yapısını korumak ve bu alanlardaki biyolojik dengeye müdehale etmemektir. Bu nedenle; Orta su ve su üstü balıklarının büyük ölçekli balıkçılığı Gırgır av aracı ile, dip balıklarının büyük ölçekli avcılığı Trol ile yapılır. Ve her ikisinin de kıyılara girerek avlanması yasaktır.

Örneğin AB sınırları içinde Gırgır avlanma derinliği en az 50 metre ve ağ derinlikleri 120 metre ile sınırlanmışken, bizim ülkemizde en avlanma derinliği 11 metre idi ve hala yasal ağ derinlikleri 165 metredir. Yine AB sınırları içinde Gırgır ağlarının boyu 800 metre ile sınırlı iken bizim ülkemiz sularında herhangi bir boy sınırlaması yoktur. Bir hocamızın deyimi ile ağ teknolojinin değiştirilerek “şalvar” modifikasyonu ile dibi süpürmesi sağlanan bu av aracına Gırgır ve Trol kombinasyonuna dikkat çekme açısından GROL ismini vermek hiç te haksızlık olmayacaktır.

Uzun yıllardır uygulanan bu yöntem Türk balıkçılığının ezberini bozmuş, tüm dünyada sadece orta su ve su üstü balıklarını avlayan, avlaması gereken bu av aracı balıkçılık bürokrasimizden nerede ise akademik camiamıza kadar geniş bir yelpazede meşrulaşmıştır. Şalvar donam ile modifiye edilen gırgır ağı sadece dip yapısını bozmakla kalmamakta (kurşun yakası ortalama ağırlığı 5 ton civarındadır) seçici olmayan özelliği nedeni ile hedef tür ve ıskarta av miktarını da ciddi oranlarda yükseltmektedir.

Özetle Gırgır avcılığının yakın kıyı alanlarından yapılması sadece canlı sucul kaynakların paylaşımında haksızlığa sebep olmamakta bundan daha da ömenli olarak en hassas kıyı ekosistemlerinin tahribatına sebep olmaktadır. Türk balıkçılığında bir reform olacaksa başlayacağımız yer av araç ve gereçlerimizin doğru tanımlarını yapma ve bu av araçlarının av sahalarını doğru belirlemektir. Balıkçılık ve su ürünleri genel müdürlüğü 3/1 sayılı Ticari Avcılık Tebliğ ile (tüm eksiklerine rağmen) doğru bir adım atmıştır. Sürdürülebilir balıkçılık ve canlı sucul kaynakların paylaşımı için bu adımdam başka bir başlangıç noktası yoktur. Meseleyi bu noktadan başka alanlara kaydırmaya çalışmak beyhude bir çaba yada vagon sallamaktır.