1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: “Kıyı balıkçısı açlık sınırına dayandı”

  1. #1
    S- Moderators LüFerCi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.469
    Tecrübe Puanı
    393

    Standart “Kıyı balıkçısı açlık sınırına dayandı”


    On yıllardan bu yana sermaye sürekli bir krizin içinde. Biliyoruz. Krizden çıkmak için sırtını hükümet dağına dayamış, doğayı da sömürü alanlarına katmış ilerlemekte. Yaşıyoruz. Çünkü biz tüm canlılara alenen yaşatıyorlar.
    Yalnız sermaye ilerken yakıp, yıkıp yok ederek yol almakta. Sermayenin geldiği nokta üzerinde yaşadığımız dünyada yaşamı mümkün kılan ortak varlıkların imhasıyla kendini var etme biçimine bürünmüş durumda. Dünyamız yaşanılmaz kılınmakta. Bu olumsuz gidişattan denizlerimiz, denizde yaşayan canlılar ve deniz ürünlerini avlayarak geçimini sağlayan balıkçılarımız da nasibini almaktadır. Balıkçıların yaşadıklarını, onlara yaşatılanları, yaşadıkları bu girdaptan çıkmak için neler yapmaya çalıştıklarını anlamak için kıyı balıkçılığının bilgelerinden Müfit Çıkrıkçıoğlu ile konuyu sizler için konuştuk. Buyurun keyifli okumalar.


    – Öncelikle röportajı kabul ettiğin için teşekkür ederim. Biraz kendini tanıtır mısın?

    Ben Müfit Çıkrıkçıoğlumufit Yaklaşık 35 yıldır balıkçılık yapıyorum. Genelde kıyı balıkçılığı. Onun dışında gemici olarak çalışmışlığım da var. Dernek ve kooperatiflerde yönetim kurullarında oldum, başkanlık yaptım.

    – Hangilerinde?

    Bakırköy Su Ürünleri Kooperatifi’nin kuruculuğunu ve başkanlığını yaptım. Marmara Balıkçı Dernekleri Federasyonu’nda 2. başkanlık yaptım. Bakırköy Balıkçılar Derneği’nde yönetim kurulu üyeliği yaptım. İstanbul Birlik’te yönetim kurulu üyeliği, gibi.

    – Tarım bizde yanlış tarif edilir aslında. Dağdaki arı, denizdeki balık arasındaki tüm canlılar tarım diye ifade edilir. Dünyanın birçok yerinde böyledir. Tarımda ciddi bir çöküş olduğunu biliyoruz. Bu durum, şirket tarımcılığının aile tarımcılığını ortadan kaldırması şeklinde gerçekleşiyor. Bütün dünyada bu süreç hükümetler desteği/politikalarıyla ile gerçekleşiyor. Peki, balıkçılıkta bu sistem nasıl işliyor, anlatabilir misiniz?

    Aslında pek farkı yok. Şu an daha da hazinleşti. Aynı bakanlığa bağlıyız çiftçilerle. Bakanlık da, çiftçiler de olduğu gibi kıyı balıkçılarının yanında değil, şirketlerin yanında… Bu deniz için de böyle. Tam istatistiğini hatırlamıyorum… Denizler için, %10 civarında endüstriyel, %90 civarında kıyı balıkçılığı yapıldığı söylenir. Bu veriye katılmıyorum. Bunu ifade etmek için önce endüstriyelin ne olduğunu tanımlamak gerekiyor. Endüstriyel yalnızca bir tekneye sahip olmak üzerinden tanımlanamaz. Bu kişilerin aynı zamanda yem yetiştiren fabrikaları, çiftlikleri var. Bunun yanında, imtiyaz kotasına sahipler. Bunun oranı kabaca söylemek gerekirse %3 civarındadır. Yani Türkiye’de bu açıdan endüstriyel balıkçılığın oranı %3 civarındadır. Geri kalan %7, bu %3 endüstriyele hizmet sektörü olarak yardımcı olan bir kesimdir, tekne sahipleridir. Geri kalan %90 ise kıyı balıkçılığı yapmaktadır.

    Kıyı balıkçısı, belirli olta ve ağlar kullanarak, ekolojik dengeyi gözeterek avlanan, uzatma yapan, dibi tahrip etmeden avlanan, yöresel, 5-10 deniz mili mesafenin ötesine çıkmayan bir tarz balıkçılık yapar. Burada da doğal olarak, 50 metrelik endüstriyel bir tekne ile 7 metrelik bir sandal arasında, av oranları açısından bir rekabet ortaya çıkıyor. Son çıkan düzenlemelere dair itirazımız da bu noktada. Şirketleşen endüstriyelin talepleri kabul edildi. 24 metrelik derinlik kararı vardı. O sabit kaldı. Ama çok medyatik de bir örnek oldu mesela, -lüferin boyu ve diğer balıklar için de geçerli- şirketlerin talebi doğrultusunda değişti. Avlanma boyu ufaldı. Buna karşın, ne kota, ne balık stokları, ne de rezervler hiç araştırılmadı, incelenmedi.

    Bu durum kıyı balıkçısını her gün daha fazla sıkıntıya sokuyor. Dediğim gibi mevcut rekabet, örneğin biri 100 ton tutarken diğeri 100 tane tutabiliyor ve pazar aynı, fiyatlar aynı. Bu açıdan, kıyı balıkçısı bugün çiftçi ile aynı konumdadır ve her gün daha kötüye gittiği söylenebilir.

    Bunu nerden anlıyoruz derseniz, teknelerin ruhsatları var tarımda, Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kayıtları vardır. Biz bunu “yeşil ruhsat” olarak ifade ederiz, tekne plakalarıdır. Bu plakalar balıkçıların elinde çıkıp amatörlerin eline geçiyor. Bu önemli bir veri, gösterge.

    Bir başka konu da mevzuat konusu. Bizim bağlı olduğumuz mevzuat daha karışık. Karmaşa içerisinde. Şöyle ki; balıkçılık tarım bakanlığına tabii, sirküler ve tebliğlerle yönetiliyor, ama teknesi dolayısıyla ulaştırma+kooperatifi vasıtasıyla iç işleri, koop yapılarından dolayı çevrecilik bakanlığı ile ilişkilendirilmiş bir durumda. Bir bakıma kimin eli kimin cebinde belli değil balıkçılık konusunda.

    – Bu %3’lük dilime geldiğimizde, bahsettiğin “yüzen fabrikalar” ile balığın ilişkisini biraz açar mısın?

    Bizim denizlerimizde özellikle göç eden balıklar ağırlıktadır. Esas gürültünün koptuğu balıklar, örneğin orkinostur; onu bir kotayla, iktidarlar, endüstriyele devretti zaten. Kıyı balıkçısı bugün orkinostan hiç bir şekilde faydalanamıyor. Geriye kalıyor, Türkiye’de oran olarak bütün balıkların çok çok üstünde olan hamsi balığı. Bir de çaça balığı var, ama o çok büyük oranlarda değil, Samsun bölgesinde olur…

    Yıllık 500-600 bin ton hamsi balığı çıkar. Bunu esasında insanların gıda ihtiyacına yönelik sunmak varken, fabrikalar kuruyorlar, çok sınırlı bir mevsimde çok fazla av yapıyorlar ve bunları fabrikaya veriyorlar. Oradan çiftlik balıkçılığı yapan çiftçilere, yem amaçlı satılıyor, öyle kullanılıyor. 7 kilo balıktan 1 kilo yem veya 1 kilo çiftlik balığı üretildiği düşünülürse, endüstriyelin buradaki konumu hem pazarda, hem av-rekabeti alanında, hem de kıyı balıkçılarına uyguladığı baskıda belli oluyor.

    Burada 2 temel sakınca var. Birincisi, ekolojik yöntemlerle yapılan avcılık, hayvan yemine dönüştürülüyor. İkincisi, göç yapan büyük balıkların yem olarak kullandıkları hamsi ve çaça gibi balıkların bu şekilde avlanması, bu büyük balıkların üremesini, büyümesini engelliyor. Bu, hem kıyı balıkçısı için, hem de ekolojik denge için büyük bir zarardır.

    – Biraz açabilir misin? Bunlar destekleniyor mu peki?

    Evet! Hayvancıl protein ile tarımsal proteini karıştırıyorlar. Soya da kullanıyorlar. Yetiştirdikleri balıklar daha çok etçil balıklar, levrek vb. Bunların elbette ki protein ihtiyacı var; ama bu protein ihtiyacını, denizdeki proteini yok ederek sağlamak doğru bir yaklaşım değil. Dolayısıyla denizdeki yemin azalması, buna bağlı olan diğer türlerin de azalması anlamına geliyor. Bu da hem ekolojik dengeyi bozuyor, hem de kıyı balıkçısının tutabileceği balığın değerini, kapasitesini, miktarını azaltıyor. Stoklara zarar veriyor. Zaten örneği de çok açıktır. Abazya ve Gürcistan’a kadar hamsi tutmaya giden imtiyazlı gemiler yaratıldı. Çünkü bu Türkiye’deki bu pazardan kaynaklanıyor.

    – Peki, kıyı balıkçıları örgütleniyor mu? Endüstriyel balıkçılar örgütleniyor mu? Evet ise, bu örgütlerin talepleri nelerdir? Çatışma noktaları nelerdir?
    mufit-300x166.jpg

    Normalde, 80’lerin sonlarına kadar kıyı balıkçılarının genel olarak dernekleri vardı. Dernekler vasıtasıyla kendilerini ifade ediyorlardı. Bunlar da genelde amatör bazlıydı. Adnan Kahveci idaresinde, 80’lerden sonra, Özal döneminde, kooperatifçilik, kooperatifleşme başladı. Fakat onda da, kıyı balıkçılarından çok endüstriyellerin kooperatifleştiği söylenebilir. Sonrasında birlikler kuruldu. Kooperatifler de bu birliklere bağlandı. En sonunda SÜRKOP adında, birliklerin bağlı olduğu üst kurum oluşturuldu. Birlikler içerisinde kooperatifler de bulunuyordu ki, 2004 yılına kadar genel olarak bu birlikler içerisinde endüstriyellerin kooperatiflerinin hakim olduğu söylenebilir. Yönetim kurullarında, SÜRKOP’un oluşumunda vs. Sonra, kooperatifler yaygınlaştı, ancak balıkçılık gitti ve bittiği için, kooperatiflerin temel işlevi barınaklara sahip olabilmek olarak kaldı. Kooperatifler, barınak işleten marinacılığa dönüştü. Kendi değnekçilerini üretti. Balığın azlığı ve ruhsatların amatörlerin eline geçmesi.

    Dolayısıyla bu kooperatiflerde balıkçılığın dışında da faaliyetler yapanlar bulunmakta. Dolayısıyla, balıkçılığı savunabilir durumda değiller. Keza, SÜRKOP, bakanlığın kendisine orkinos kotası üzerinden tesis ettiği bir gelirle hayatını idame ettirdiği için, doğal olarak bakanlığa bağlı. Aldıkları kararlar şirketler ve endüstriyel lehine olmakta. Bilim insanlarının, örneğin lüferde görülen örnek, 24 cm’i 18 cm’e düşürdüklerinde, biz artık bilim insanlarının da kaale alınmadığını görüyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’deki balıkçılık politikaları bilimsellikten uzak, balıkçı örgütleri de bakanlığa maddi olarak bağlıdır.

    – Kıyı balıkçılarına gelecek olursak?

    Kıyı balıkçıları kendilerini kooperatiflerde örgütlü sanıyor aslında ama anlattığım nedenlerden dolayı buna bir örgütlülük demenin mümkünatı yok. Bunlar, bürokrata ve bakanlığa direk bağlı. Kooperatiflerin üst birliğinin geliri bakanlık tarafından sağlandığı için, asla bağımsız değiller. Bununla ilgili çabalar oldu, dernekler kurmaya çalıştık. Ancak orada da sesimizi bastırdılar. Gerek kooperatiflerin gerekse endüstriyele bağlı olan başka kurumların baskısı ile bu çalışmalar susturulmaya çalışılıyor.

    Bizim tabi internette de çeşitli örgütlenme girişimlerimiz mevcut; forumlar ve platformlar var; internet üzerinden haberleştiğimiz. Kıyı balıkçılarının dertlerini açığa çıkarmayı, taleplerini ifade etmeyi istiyoruz.

    – Peki, bir de balık avlanmada çalışan işçiler var. Bunların durumu nedir? Sosyal güvenlikleri var mı, sendikaları var mı? Çalışma saatleri düzenli mi, saat aralıkları belirli mi?

    2008 yılına kadar bunların hiç birisi yoktu. 2008 yılında devlet, bu balıkçılıkta çalışanları, geçici tarım işçisi statüsü üzerinden Bağ-Kur’lu yaptı. Faydası oldu mu, olmadı mı bilmiyorum. O konuyla ilgili benim de kendi kişisel girişimlerim var, pek kabul görmedi. Bunu geriye yönelik de uygulamak gerekirdi, 1996 yılından itibaren uygulansın dedik. Bunu netleştiremedik kabul görmedi. SÜRKOP Asla yaklaşmadı. Kooperatifler de ilgi göstermedi. Dolayısıyla 2008 yılı itibariyle kıyı balıkçısı geçici tarım işçisi statüsünde çalışmaktadır.

    Büyük gemilerde ise, tayfanın yanında özellikle kalifiye eleman olması gerekiyor. Tayfayı değil ama birçok kalifiye elemanı SSK’landırdılar. Tayfalarda yine geçici tarım işçisi statüsü olarak gösteriliyor. Ancak çalışma koşulları vb. hakkında yapılmış bir tespit söz konusu değil.

    – Son dönemde bu kültür balıkçılığı çok türedi; denizlerde adeta fabrikalar kurulmaya başlandı. Bu konuyu ekonomik ve ekolojik yönden, kıyı balıkçılığı açısından; hatta, halkın denize girebilme hakkı bağlamını da göz önüne alarak değerlendirebilir misiniz?

    Bu tarz balıkçılık sistemlerini ben “denizdeki tarlalar” olarak görüyorum. Buralarda, öncelikle, hangi balıklar yetiştiriliyor, bu çok önemli. Bildiğimiz kadarıyla, bazı bölgelerde midye çiftlikleri var. Buna karşı değiliz, ekolojik anlamda da değiliz. Sağlık açısından bilemeyiz tabii. Ama esas olan, midyenin denizi temizlediği varsayımıyla hareket ediyoruz. Bir diğer çiftlikler, çupra ve levrek çiftlikleri. Bunlar çok büyük alan kaplıyor ve özellikle ege bölgesinde mevcut. Daha önce de söylediğim gibi, büyük balıkların yemi olan çaçayı ve hamsi balığını, GDO’lu soya ile beraber karıştırarak fabrikalarda, balık yemi yapıyorlar.

    Burada, denizden çekilen hamsinin bu şekilde kullanılmasına karşıyız. Bu bir. Denizi kirletiyorlar bu iki. Sağlıklı bir üretim yapıldığını düşünmüyoruz, bu üç. Denizde belli alanları, özellikle de kıyı balıkçılarının avlandığı alanları daraltıp bu alana balıkçıları topladıklarından, kıyı balıkçısının alanı son derece daralmaktadır. Bunun dışında, kıyı balıkçısının avladığı levrek ve çuprayı bu tarz tesislerin “deniz balığı” adı altında üretip satması, kıyı balıkçıların satış kapasitesini de daraltmaktadır. Ege bölgesinde çevreciler, özellikle deniz kirletiliyor diye karşı çıkmaktaydı, ama bu görmezden gelindi.

    Bir diğer çiftlikçilik de orkinos çiftlikçiliği… Akdeniz’de şu an için 3500 tonluk bir kapasite mevcut. Şu aşamada. Bunu, çiftliklerin havuzlarında besleyip büyüterek ihraç ediyoruz. Bunun kıyı balıkçısına hiç bir faydası yok; kıyı balıkçısının kotası elinden alınıyor. Ne bir fona ne de pazara aktarılıyor, direk ihraç ediliyor. Endüstriyeller de burada ciddi anlamda çalışıyor. Devlete de bir hesap verdiklerini düşünmüyoruz.

    Bence çiftlik anlamında en büyük sorun, kamuoyunun da bilmediği bu orkinos çiftlikleridir. Orkinos çiftliklerine ne tür imtiyazlar tanınıyor bilmiyoruz, ama yem adı altında ithalat hakları mevcut; teşvikler var vs. ama kıyı balıkçısının hiç bir şeyi yok! Ne teşvik, ne kredi, ne avans, ne zarar telafisi, ne belli bölgelere konulan yasaklardan doğan zararların telafi edilmesi… Dolayısıyla, kıyı balıkçıları olarak çiftliklere sıcak bakmıyoruz.

    – Peki, kültür balıkçılığı ile deniz balıkçılığı arasında, mesela besin değeri açısından nasıl bir fark var? – Denizlerin kirlenmesinden kaynaklı olarak, balıkta dikkat edilmesi gereken konular nedir? – Gölet balıkçılığı ve dere balıkçılığı – alabalık tesisi gibi- bu konularda ne düşünüyorsun?

    Çiftlik balığı daha güzel, daha lezzetli ve daha besleyici olsa idi, çiftlik balığı deniz balığı diye satılmazdı. Bu önemli bir gösterge. Yoksa neden “deniz levreği”, “deniz çuprası” diye yazılsın, değil mi? Demek ki arada bir fark var ve bunu tüketici biliyor. Çok kısa zamanda kilo alıp büyümesi gereken bir balık olması hesabiyle, bu balıklara ne veriliyor tabi bilemiyoruz tam olarak. Ne tür kimyasallar veriliyor ya da veriliyor mu?!… Tavukta birçok hikâye duyuyoruz ama balıkta henüz denk gelmedik.

    Tatlı su balıkları genelde otçul türlerdir. Bunlarda en çok sazan üretimi yapılıyor. Onun için denizden balık alıp yem yapılmaz. Alabalık ise etçil bir türdür; onun yemi de büyük olasılıkla alabalığınkine benzer bir şekilde yapılır. Denizlere zarar veren, hamsiyi ve çaçayı kullanan, deniz ekolojisine zarar veren bir tür. Bunda da aynı durum var. Dağda dereden tutulmuş alabalıkla çiftlik alabalığı aynı şey değildir. Beslenmesi hazır yemdir. Sazan otçul bir hayvan olduğu için, otçul beslenir, onda bir sıkıntı yok. Onu mısır ya da soya ile besleyebilirsiniz. Ancak alabalık etçil bir türdür, o yüzden hayvansal gıdaya ihtiyaç duyar. Aynı süreç bu açıdan alabalıkta da geçerlidir.

    – Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

    Kıyı balıkçısı çok ezildiğinden dolayı açlık sınırına dayandı. Misina yasağı öncesinde rekabet ortamı daha adil görünmekteydi. Ancak bu yasakla birlikte kıyı balıkçısına cezalar kesildi, av araçları imha edildi, çeşitli yaptırımlar ve kotalar sonucunda, son 4 yılı çok kötü geçirdi. Gelirin düşmesi vb. sonucu, balıkçı teknelerinin bir çoğu gerçek balıkçıların elinden çıktı, imkân sahibi amatörlerin eline geçti. Kıyı balıkçısı da kendi sattığı teknede tayfa gibi çalışmakta. Çeşitli örgütlenme girişimleri olsa da pek seslerini çıkaramıyorlar. Bu örgütler de aslında dolaylı olarak birbirine bağlı. Dediğim gibi, örneğin SÜRKOP Türkiye’de endüstriyelin temsilcisi. Onda da, endüstriyelle aynı yapıda olmaktan kaynaklı bir olumsuzluk söz konusu. Bunun yanında, endüstriyel sistem birlikler kurarak, kıyı balıkçısını da içine almayarak örgütlendi. Yani burada savaş, kırsaldaki tarım savaşına benzedi. Çiftçiler, ziraat odaları, birlikler, kooperatifler yanında, endüstriyel bunların içerisinde olduğu için, ayrı örgütlendi. Oysa endüstriyelin ekonomik durumları da bir kıyı balıkçısına nazaran çok daha iyi olduğundan, her yere gidip her yerde konuştular. Siyasileri etkileme, onlarla görüşme ve lobi yapma, baskı yapma gibi imkânları da mevcut. Bu açıdan küçük çiftçi ile kıyı balıkçısının durumu birbirine çok benzer gitmektedir.

    Burada tek bir farktan söz edilebilir. Küçük çiftçi, en sonunda baskılara, faizlere, borçlara vs. dayanamayarak kendi tarlasını satabiliyor. Ancak balıkçılar, “bu denizler halkındır” diyerek bir uğraş veriyor ve en sonunda ne yapacak? Bu denizleri kime hibe edecekleri onu bilmiyoruz. Bunu beraber yaşayıp göreceğiz.

    – Son olarak şunu diyebilir miyiz… Küçük balıkçılar, kıyı balıkçıları da küçük çiftçiler gibi “gıda bağımsızlığını” kaybediyor ve ortadan kaldırılıyor. Ve burada da, küçük aile çiftçiliğinde olduğu gibi, yalnızlar. Birçok yöneten kuruma erişemiyorlar. Haklarını savunma ve dile getirme konusunda zayıf ve yetersizler. Bundan dolayı, tekrar, gıdanın egemenliğini ele geçirmek için bir ittifak arayışınız var mı? Kimleri bu konuda yanınızda ittifak olarak görmek istersiniz?

    Kesinlikle tüketiciler! Çünkü en sağlıklı gıdaya kıyı balıkçısı yoluyla erişebilecek. Balıkta çok hızlı bozulma olabiliyor. Oysa balıkçı kendi balığını hızlı bir şekilde kooperatifte pazarlayabilse, tüketiciye doğrudan ulaştırabilse hem balıkçı daha çok kazanacak, hem de tüketici daha sağlıklı besine sahip olacak. İkincisi, tüketicilerin boy yasağını dikkate almaları, limit altı kısa balıkları satın almamaları gerekiyor. Bununla ilgili çeşitli STK’lar ile çalışmalarımız oldu. Bir ara Greenpeace ciddi destek vermişti, şu an aktif olmasa da. Slowfood da ciddi bir ilgi duyuyor. Bunun dışında, medyadan sürekli ilgilenen bazı yazarlara sürekli bilgi veriyoruz. Bu mesele ama yine de tüketiciyle çözülecek. Bu açıdan tüketici kooperatiflerinin de artması gerektiğini düşünüyorum. Tüketicinin sağlıklı gıdaya ulaşmasının en güvenilir yolu bu.
    Konu aFaLa tarafından (01.10.16 Saat 00:04 ) değiştirilmiştir.
    BüleNt
    İSTANBUL


Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Kıyı Balıkçısı Yapılaşması !!
    By cumhur gezen in forum SORUNLARIMIZ
    Cevap: 95
    Son Mesaj: 20.03.15, 16:21
  2. Kıyı Balıkçısı Yapılaşması !!
    By cumhur gezen in forum SUR - KOOP - SU ÜRÜNLERİ KOOPERATİFİ MERKEZ BİRLİĞİ
    Cevap: 18
    Son Mesaj: 21.01.15, 08:11
  3. Kıyı Balıkçısı Denizle Buluşma Şenlikleri
    By aFaLa in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 04.08.12, 03:17
  4. Kıyı Balıkçısı Konusuyor....
    By aFaLa in forum Diğer Videolar
    Cevap: 0
    Son Mesaj: 07.07.12, 03:45
  5. Küçük kıyı balıkçısı kızgındır
    By bangocu in forum Balıkçı Kahvesi
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 22.02.12, 11:31

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
BALIKCI FORUM