Duyuru

Kapat
Henüz duyuru yok.

Ulkede neden balık yİyemİyoruz?…

Kapat
X
 
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj

  • Ulkede neden balık yİyemİyoruz?…

    Ülkemizde endüstriyel balıkçı filosunu oluşturan gırgır ve trol tekneleriyle eşeysel olgunluğa erişmemiş balıkları nefes almaksızın avlamak son çeyrek yüzyılda adeta gelenekselleşti. Bu gelişme aslında stokların geleceğini tehlikeye atmasının yanı sıra balıkçının da ekonomik açıdan çöküşünün de temel nedenini oluşturdu. Aslında eşeysel olgunluğa erişmemiş sucul canlıların avlanılması bilim dışılıktır ve balıkçılığın geleceğini de riske atması demektir.

    Sucul dünya mikroskobik organizmalarından en gelişmiş canlılarına kadar sayısız canlı türünün yaşadığı ve karmaşık yaşam döngüsünün olduğu muhteşem bir sistemdir. Bu tehlikelerle dolu ortamda yaşamsal açıdan sucul canlılar arasında da var olma mücadelesinin yanı sıra, onlar için asli tehlike insanoğlunun avcılığından kaynaklanan büyük çaptaki azalmasıdır. Bu nedenle ülkelerin balıkçılık yönetimleri sucul canlıların sürdürülebilirliğini bilimsel bulguların ışığı altında kollamak zorundadır. Aksine bir durum sucul canlıların devamlılığına gölge düşürmesinin yanı sıra insanlığın da gıda gereksinimi karşılamada açığa düşmesinin nedenini oluşturacaktır. Ülkelerin balıkçılık yönetimlerinin sorumluluğu olası bir olumsuzluğa mahal vermemektir. Bu konudaki en büyük avantaj ise balıkçılık bilim dünyasının varlığıdır. Oysa ülkemizde siyasi etkilemelerden kaynaklanan bir psikolojiyle “yapılıyor izlenimi vermek için yapma veya yapıyor görünme işi” uygulanmakta, eskilerin deyişiyle “idare-i maslahat” ağır basmaktadır. Çağdaş yönetimlerde olmaması gereken bir durumdur yaşananlar. Sonuçta zarar sucul canlı kaynaklara, balıkçılık sektörüne ve ülke ekonomisine olmaktadır.

    Toplumsal serzenişler

    Bir yarımada olan ülkemizde, son dönemlerde yeterli balık yiyemiyoruz şeklindeki toplumsal serzenişler dikkat çekicidir. Bu yakınmaya sade bir bilgiyle açıklık getirmek olasıdır. Yaşananlar 8 aylık av sezonunda denizdeki mevcut balığın, endüstriyel av gücümüzü teşkil eden 700 trol ve 726 gırgır takımıyla 6 ay içinde vahşice hesapsız kitapsız bilim dışı avlanılmasının sonucudur. 2000-2020 yılı TÜİK verilerinde avcılıkta görülen genel üretim düşüşleri bunun somut göstergesidir (Şekil 1-2).





    Balıkçılıkta sürdürülebilirliği sağlayan ve herkes tarafından anlaşılabilecek basit bir kural vardır. O da ölçülen veya tahmin olunan balık stokunun 1/3’nün avlanması, 2/3’nün ise denizde bırakılmasıdır. Bu oranın olası değişimi balıkçılık bilimcilerince her yıl av sezonunda, yeterli sayıda av örneklerinden alınan ve ölçülen hedef tür balığın/balıkların, boy ortalamalarında izlenen küçülme veya büyümeye bağlı olarak biyoistatistik yöntemle saptanır.

    Merkezi otoritenin asli yükümlülüğü her yıl endüstriyel balıkçıların denizlerimizde mevcut ekonomik önemi olan balık stokundan rakamsal olarak ne miktarda avlanılması gerektiğini, güncelliği olan bilimsel yöntemlerin ışığında ortaya koymak ve aşırı avcılığın önünü kesici önlemlerini almaktır. Oysa gözlemlenen vahşi avcılık nedeniyle balık boylarında küçülme ve av sezonunun da zorunlu olarak erkenden kapanmasıdır. Yıllar yılı balıkçılığımızda kesintisiz sergilenen görüntü budur.

    Balıkçılığımızdaki olumsuzluğu gidermenin yolu

    Balıkçılığımızdaki olumsuzluğun giderilmesi, gelenekselleşen ve başlangıç olarak 1 Eylül olan av sezonunun balıkçılık biyolojisinin temel kuralları çerçevesinde gerekçeleriyle balıkçılık sektörünün bilgilendirilerek 1 Kasıma ötelenmesidir/ertelenmesidir. Sektörün yüksek sesle bittik, mahvolduk”dillendirmesiyle buna itiraz edeceği kuşkusuzdur. Unutulmamalıdır ki kaynak biyolojik açıdan çökmüş ise kaynak kendini toparlayana kadar ki süreçte balıkçılık sektörünün yakınmasının hiçbir anlamı yoktur. Ayrıca “görünen köy kılavuz istemez” örneği, on yıllardır balıkçılığımızda aşırı avlanmanın var olduğunun bilinmesine rağmen, sorunun çözümünde etkili olacak, ekonomik önemi haiz türlerin avına kota getirilmemesi merkezi otoritenin kaynak yönetimindeki zafiyeti olmuştur.



    Ülkece balığa hasret kalınmasının temel nedeni, sayısal ve spesifik özellikleri açısından endüstriyel balıkçı tekne düzenlemesinde denizlerimizin verimliliğine uygun bir reorganizasyona gidilmeyişi, balık stoklarının azalmasını ve balıkçılığın çöküşünü beraberinde getirmesidir.

    Tuz biber eken gelişme ve çaresi

    Balıkçılıktan sorumlu merkezi otoritenin riskli yönetimiyetmiyormuş gibi 2021 Mayıs’ında Marmara Denizi’nde oluşan çevre felaketinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yoğun müsilaj olayı da balıkçılığımız adına tuz biber eken bir gelişme oldu. Bu durumun Marmara Denizi’ndeki okşijenin çok düşük düzeylerde seyretmesine ve ekonomik önemi olan pek çok pelajik ve demersal balık türlerinin gerek konaklama gerekse yumurtlama olanaklarını gölgelediği kuşkusuzdur. Bunu bilimsel açıdan öngörmek kâhinlik olmasa gerek. Haliyle elverişli yaşam ortamının ne zaman oluşacağı sorunu oluşan Marmara Denizi’ndeki tüm balıkçıların ekonomik açıdan orta ölçekte gizli kayıplarının oluşacağı kuşkusuzdur. Parasal kayıpların ise balıkların balıkçılık biyolojisi kurallarıyla ölçüşür şekilde avlanmasıyla yeniden sağlanabilmesi olasıdır.



    Söyle ki; balık avında, avlanan balığın ekonomik değerini ortaya koyut iki boyutu vardır; bunlar adet ve ağırlıktır. Balıkçılığın sürdürülebilirliğinde, adet ve ağırlık (kalibrasyon) fayda-zarar hesabında önemlidir. Özellikle ekonomik değeri olan, büyüme hızı yavaş küçük cüsseli balıklarda örneğin hamsi balığında, 6-7 aylık hamsinin boyu 6-7 cm arasındadır. 1 yaşındaki hamsinin boyu ise, 8-9 cm’dir. Bu boydaki hamsilerin 90-110 adedi 1 kg gelir. Bu boydaki hamsiler tüketici tarafından rağbet görmez. Fakat balık unu sanayii tarafından yoğun talep gördüğü için, bu balığın gırgır takımları tarafından avlanması için piyasa yaratılmıştır. Haliyle balıkçı tezgâhlarında olması gereken hamsi, balık unu fabrikalarında hayvan yemi olmak için işlem görmektedir. Balık unu fabrikalarındaki hamsiler henüz eşeysel olgunluğa erişmemiş ve yumurta bırakmamış balıklardır. Bu nedenle Karadeniz ve Marmara denizlerindeki hamsi stokları her yıl azalmaktadır. Oysaki bir yaşını aşmış 2-3 yaşındaki, 11-12,5 cm boyuna erişmiş hamsilerin 54-60 adedi 1 kg gelecekti. O zaman bu hamsiler insan gıdası olarak ülke çapında rağbet görecek ve halkın alım gücünü sarsmayacak bir fiyat ölçeğinde tüketilecekti.

    Benzer bir örnek, ekonomik değeri yüksek bir yaşına kadar hızlı büyüyen etçil balıklardan lüfer-palamut içinde geçerlidir. Şöyle ki; ilkbaharda yumurtadan çıkan ve 1 Eylülde defneyaprağı adı altında satılan ve yaklaşık 16-18 adedi 1 kg gelen lüfer yavruları, 1 ay sonra çinakop olarak yaklaşık 14 -15 adedi 1kg gelir. Bu balık 25-27 cm boya kasım ayında erişir ve sarıkanat adı altında 6-7 adedi 1kg’dır. Aynı şekilde ilkbaharda yumurtadan çıkan palamut balığı yavrusu vonoz 1 Eylülde 15–16 cm boyunda, yaklaşık 150 gr ağırlığındadır (Şekil 3). Vonozun kasım ayında eriştiği ağırlık ise 350-500gr’dır.



    Oysa bu balıklar eylül ve ekim aylarında avlanılmamış olsalar 2 aylık süreçte boy ve ağırlık kaza nımları nedeniyle hem piyasa ederi yüksek olacak, hem de balıkçı ekonomik açıdan kazançlı çıkacaktır. Ne var ki deneyimli balıkçılık bilimcilerince av sezonunun 1 Eylül yerine 1 Kasımda başlatılması önerisi balıkçılık camiasında fayda-zarar hesabı yapılmadığı için gözü kapalı kabul görmemesidir. Merkezi otoritenin otoritesi de kâğıt üzerinde kaldığından bu sade bilgilendirme ve uygulaması da askıda kalmaktadır.

    Sonuç olarak, ülkemizde balık av sezonunun 7-8 ay gibi uzun süreli olması, özellikle ekonomik değeri olan balıkların gelecek yıl stokuna katkı sağlayacak anaçlarının büyük oranda avlanılmasının da nedenini oluşturmaktadır. TÜİK in balık istatistik verilerinin analiz sonucu, her geçen yılın bir önceki yılı arattığıdır. Bu da, üç tarafı denizle çevrili bir yarımada ülkesi olunmasına rağmen neden balık yiyemediğimizin kanıtı olsa gerek
Hazırlanıyor...
X